Bu kocaların, bir dakika durup…….düşünmesi gerekir…..ben ne yaptım?…. evet…..bir kaza oldu ama ne kazası?!? Büyük aşklardan oluşan -eşlerden birinin çok sevmesi, bu şekilde anılmak için yeterlidir- evliliklerdeki kazalar, uçak kazası gibidir, kurtulmak neredeyse bir mucizedir ve bu mucize çoğu kez gerçekleşmez…….kısaca geri dönüş, her nerede kalmışsanız imkansızdır……devam+ı kaybolmuştur, tekrar etmek, tekrar denemek, geri dönmek istemek mümkün değildir. Tüm yaşanan gerçekler, iki kişi arasında kalmıştır -eğer eşlerden biri gerçekten sevmişse böyle olmalıdır- yani kara kutuya hapsolmuştur. Bulunması zor, bulunsa da artık bir şeyleri düzeltmek için çok geçtir…Geçmiş olsundur!!!!!
Arkadaşım beni tebrik etti!!! “Ne sağlam kadınsın…..bu devirde?” dedi. Sağlam kadın?! Evet.. çok sağlamım gerçekten de… Öyle ki, çok sağlam olduğum için, yirmi yıllık yatak, hayat, hayal arkadaşımdan vazgeçtim. Üç kişiyi bir oyunda çok bulduğum için…..Ve yine çok sağlam olduğum için, ayrıca onca yıl türlü fedakarlıklarla toparlanmalardan oluşan, ufuktaki yüklüce bir dünya malına sırtımı döndüm. Çifte standart uygulayan toplum baskısını göğüsledim, hem de tuş ettim, ederken hayata olan tüm inancımı, insan sevgimi kaybettim. Aşkı…..çok sağlam olduğum için, eğilip, bükülüp nabza göre şerbet veremediğim, saman altından su yürütemediğim için, ancak uzaktan seyrettim. Öyle sağlamım ki, seyrederken bittim, özlem, umut, geçmiş-gelecek, hepsini acımdan yitirdim de, yine de vermedim özümden. Sağlam olmak adına, insan olmayı, kadın olmayı, hata yapmayı ıskaladım, geçtim de……bir aslımdan geçemedim. Evet…evet!!! Ben gerçekten bu tebriği hak ettim. Koca ömrümün içine, küçücükte olsa, istediğim gibi bir hayat yerleştiremedim ya…..aferin bana…… iyi halt ettim!!!
Konuşmak istersiniz, birçok kereler…ama her nedense başaramazsınız….bilirsiniz dertler sesli zor anlatılır….hele bir de karşınızda değerli, cihana değer bir insan varsa…onu üzecek, kıracak diye bazı sözler geri durur, bazıları gözlerinde takılı kalır…..bazısı sizi incitir….sonuçta aşk bu….gurur var….karşısında ağlamak….istemezsiniz. Siz de yazarsınız…kızar yazarsınız…. küser yazarsınız……ümitlenir yazarsınız ya kağıda ya aklınıza ya hayalinize ve hatta renklendirir boyarsınız ve…….beklersiniz…..söylemeden anlasın….o da size yazsın….”merhaba…nasılsın?”
Ben hayatın bir şiir olduğunu düşünüyorum. Herkesin şiiri ayrı. Şiirlerdeki temalar benzer ancak hangi temanın öne çıkacağı kadere bağlıdır. Sözcüklerin çoğu aynı, ama dizilişi sırası, mısraların birbirinin ardı sıra gelişi, dizilişi farklı, noktalamaları farklı ve ne yazık ki…..kimi çok kısa….kimisi gereğinden fazla uzun ve sıkıcı…..kimi şen şakrak……kimisi veryansındadır her fırsatta….dert benzer, derman benzer, yazan aynı….ama okuyan farklı….okuyanın anlayışı, kavrayışı ve en önemlisi yorumlayışı birbirinden binbir türlü farklıdır.
İkinci çıkınca ortaya, birinciye dönüp tekrar bakılır…..hani belki?!?…. kimbilir belki vicdan muhasebesi….belki ben ikileminin dövünmesi…..belki özgüven sarsıntısı…yeniden deneme isteği değil de, yanlış mı yaptım kuşkusunun kemirisi…..bir daha dönülüp bakılır birinciye….heyhat!…..ne mümkün kıyas!!….ikincinin günahları da yetmez birinciyi aklamaya, allayıp pullayıp taç yapmaya…..bu adamlar bir kez gitti mi…..gider!
beş” siniz!!!!!! ama olsun siz şimdiden başlayın. Bir pantolon, bir gömlek, bir çanta, bir telefondan oluşan bir pratik yaşama geçin. Gereksiz olayına, gerekiyorsa çekmecelerinizden başlayın, ya da çantanızdan…..ve bunu sürdürün. Kendi etrafınızda giderek büyüyen halkalar çizerek, tüm gereksiz eşya, iş ve insanlardan kurtulun…. Hayatınızı sadeleştirin. Yalnız giysi ile de sınırlamayın olayı, hedefiniz hayatınızdaki her şeyi elden geçirmek olsun; sizden enerjinizi çalacak, zamanınızı boşa harcayacak ve sonuçta size kattığı hiçbir şey de olmayacak….çünkü gereksiz….olandan kurtulun. Mecburiyet durumlarında, hadi gereksizliğini veya zorunlu olma halini idare ettik diyelim ama anlamsız ve yararsız ve hatta zararlıysa…..lütfen bir çaresine bakalım, baktıralım, olmadı sınırlayıp, kısıtlayalım ve hemen olmasa bile zaman içinde bunlardan ayrışalım.
Bazen insanın yalnız kalması gerekir……bu öyle bir süreçtir ki, kendinden başka kimseye tahammülü yoktur insanın…..ne beden ne ruh ne ses ne soluk…..dayanamaz……tüm enerjisinin, tüm değerlerinin, tüm bildiklerinin sıfırlandığı bir başka haline geçişidir insanın…..yalnızlığında…..bir kendi ile beraberken…..derinde biriktirip, onca zaman taşıyıp getirdiği yıkıntıları toplayıp atmak, geride kalanlardan değerini hala koruyanları almak, sevdiği ama geçerliliğini kaybetmiş eski kendinin, bir işine yaramayacak her şeyinden, bir daha hiç geri almamacasına, gözünü kapatıp vazgeçmesi gerekir……ancak, yeni hal içinse, emek ve enerjiye ihtiyaç vardır……artık çok az kalan istek ve enerji ise, bolca bulunan zamandan dönüştürülerek ihtiyaca harcanır….evet, kendimize emek vermek gerekir…..baharda, kafasını ilk çıkartan sarı nergisler gibi ortaya çıkmak için, bizden yeniden varolan, yeni bizi sabırla beklemek gerekir…..yani sözün özü…….belli ya da -her kişiye göre değiştiğinden-belirsiz bir süreye ihtiyacımız vardır.
Tamam herkes değil; ezici çoğunluk adına yazıyorum yine….istisnalardan bize ne! Kim ufalttı bu yazıları bu kadar böyle? Harfler ne zamandır büyük, küçük ve çok küçük harfler şeklinde ayrılır oldu?? Kazakların yıkama talimatları karıncalar için mi yazılıyor ki artık görünmüyorlar gözüme??? Tüüü….bu bozulan gözler benim mi??? Yakın gözlük ihtiyacı olan ben miyim Tanrım???? Takmayacağım işte!! Bana ne! Ablama şikayet ettim…..”Allah korusun kör olursun” dedi… haydaaa!…ne alakası var ya……takmayacağım…kafede menü bile okunmuyor, zaten artık cilt cilt geliyor, önceden hazırlanmadıysan vay haline! Gözler adam gibi olsa, hemen kopya alacaksın ilk açtığın sayfalardan ama nerdeee…göz göz değil ki artık! Halbuki geçen gün yemeğe gittiğimiz akıllı ve cici arkadaşım, menüler gelince “hııım!” deyip..çantasını açtı..gözlüğünü aldı..tam takarken ben engel oldum….”niye” diye şaşırarak sordu….”olur mu hiç!!” dedim…. ”yaşlılar gibi”….. yine merakla sordu…….”ama okuyamıyoruz??”……..”hem bana yakışıyor” dedi ve taktı…o andan, gözlüğünü çıkarıncaya kadar, ona bakmadım, okuyamadığım menüden, garsona elimle yazıyı gösterdim…..en tanıdık yemeği seçtim gitti…..bakalım ne gelecek?..garip isminin altında kimsenin okuyamayacağı şekilde içindekileri yazmışlar…benim için ne olduğunun önemi yok artık…. gelen yiyeceğin içindekini tam görüp göremeyeceğim bile muallak iken…arkadaşım menüden ayrılıp, gözlüğünü çıkartınca, her şey normale döndü……ben sakinledim, ikinci bir göz vakasına kadar eski halime döndüm….takmayacağım işte!
Bir gün hayat biter. Bir tek sizin için zaman durur. Öyle bir yerde durur ki, ne geçmiş ne gelecek vardır hatırınızda; hep olması tavsiye edilen şekilde, her zaman uğraştığınız formda, bugündesinizdir. Şu anı yaşıyorsunuzdur, ama nefes almadan. Çünkü az önce hayat bitmiş, siz artık yoksunuzdur. Ancak bir başka anlamda da, şu anda, yalnız ve dünyanın tüm işi gücü, derdi tasası ve yasası ile birinci dereceden muhatapsınızdır. Sizin değil de kaderin, ya da dolaylı olarak, sizin, mecburen verdiğiniz kararın sonucunda mahkum olduğunuz, yaşamak durumunda bırakıldığınız, bir çeşit hayattasınızdır. Önceden bilmediğiniz, öğrenmediğiniz, sevmediğiniz, bir türlü beceremediğiniz, her türlü kavramı, yaşamak, bir şekilde sindirmek, üzerine geğirmek ve posayı atmak mecburiyeti vardır ki….bu prosesin işleyişidir. Diyelim çok hassassınız, yiyemediniz, yetersiz beslenmeden kaynaklanan çöküş, yediniz ama sindiremediniz, mide rahatsızlığı, ne yapsanız yanma, ne yapsanız acı sızı, yalnızca belli başlı ürünlerle beslenmekten mütevellit, tek yönlü beslenme ki, sıkıcı ve tekdüze tatsız, anlamsız. Derken hadi, yediniz ve sindirmeye çalışıyorsunuz, yeterince güçlü ve arsız değilseniz, onca yeni, bilinmeyen şeyin yarattığı gaz ve kramplarla dolu, fazla şişlik ve dolayısı ile içine gizlendiğimiz eski giysilerden mecburen vazgeçme, yeni şekle, beğenelim beğenmeyelim bürünme….bu bölümün de bir şekilde aşıldığını düşünürsek, gelelim, posanın atılmasına….da, acaba beden hazır mı, böyle bir sona, sonuca….sahip mi, bunu dışarı atabileceği, güvenilir bir alana, tüm bu yenilerin, gereksiz, atık olanından kurtulduktan sonra, temizlenip, normal hayata dönmek için gerekli alet edavata……yoksa, hazır değilse ruh-beden, bu yenilerle beslenen can….kim bilir belki de, kalınır kabız, bu dünya düzenine uymayan bedenle, yapayalnız…..
İnsanın yolu cennete düşer mi? Benim düştü! Günlerden bir gün yolum ODTÜ ye düştü! Hayatımın en acı dönemi olmasına rağmen, hala en güzel günlerim diyebileceğim günler geçirdim. Tam beş yıl, harika bir beş yıl yaşadım. Doyasıya…. yine de doyamadım ya! Olsun! Beş yıl benim evim yurdum hayalim umudum suyum nefesim oldu. En güzel arkadaşlar, en gerçek dostlar, gelecek için, bilgi için çalışan insanlar oldu çevremde. Bir daha hiçbir ülkede, hiçbir ortamda bulamadığım, insanın o en aydın, en yalın halini tanıdım… insanın en güzel en insan halini yaşadım. Farklı kültürlerden gelip, bilgi ve emek ateşiyle kavrulup, içinde türlü tadı barındırarak pişen, emsalsiz yemeğin bir tadımlık parçası olmanın haklı gururunu hep taşıdım ve taşıyorum.