Arkadaşım diyor ki…..”bak şu kadına! adamın yuvasını bozdu!…..karısından boşattı!”……vay anasına!!!….peki kardeş bu adamların k.çı var da başı yok mu? Paraya gelince cin olan bu insan cinsi…..iş, eşe gelince neden bu kadar saf ve masum? Bu ne güzel bir çifte standart!!!
Her şeyi bırak, sana yeşilin rengini unutturan, seni dalında bir damla suya muhtaç kurutan…her şeyi unut……bırak hepsi geçmişte kalsın….sen yarın için bir adım at, tek başına yalnız kendinle….yürü git….gücün yettiğince, dönüp bakma geriye…..emin ol, en değerli şey sensin!…….geçmişten kalan elinde…..
Olmayan bilmez olan unutmaz…..insanı tek zannettiren+tek hissettiren her aşk, aslında ilk aşktır…..çünkü benzersizdir…çünkü böylesi hissedilmediği yemin edilesidir…..ve her aşkta iken…..hiç bitmeyecek sanırsınız…..aşk insana sonsuzluğu…..ölümsüzlüğü çağrıştırır. Hiç haberiniz yokken aşk, sizde giderek öyle büyük bir yer kaplar ki, uzun zaman sonra değişen tipi yüzünden, artık tanıyamadığınız aşk’tan kurtulmak istediğinizde fark edersiniz o koca yeri……derken kurtulunca…o boşluğu…….boşluk illaki dolar…..ya yeni bir aşkla ki-aşkla geçen yıllar kadar yeri dolduracak aşk nerede de-ya da belki bitenin sevgisi, dostluğu ve en gerçeğinde nefreti kaplayıverir önce boşluğu sonra her yeri…..nefret aşktan da güçlüdür…..her şeyden alınan+incinen+eksilen aşka tezat, nefret her şeyden beslenir, gücüne güç katar; bir kere nefrete düşmeye görün, gerisi gümbür gümbür gelir….hem siz hem nefretiniz her geçen gün giderek devleşir!
Bazı kadınlar, bir saatlik değildir….ne de bir günlük olabilirler ve “bazı kadınların” bir çoğu, o durum için dizayn edildiği halde maalesef bir ömürlükte olamazlar…..kader!..kısmet?!
………gerçekte başarısız diye bir şey yoktur….ısrar vardır..illa diye ve seçim olamayandan yana ise, devamında olmayacağı baştan belli olup da sizin ısrarla olsun diye uğraştığınız şey neyse, mutsuzluk ve o oranda, onunla bağlantılı ve hatta ondan hasıl olan olduramamazlık vardır….denemesi bedava…..bir bırakın olmayanı…..her ne haltsa…..ve seyredin kendinizi, hayatınızın nasıl ferah akıp gittiğini….haa hayatta oluru olan bir şey var mıdır? Bu başka bir yazı konusu, hayat bu kadar güzel olunca tadı tuzu olur mu, o da ayrı bir yazı konusu…..başarısızlık diye nitelendirilen olduramamazlık aptallık, güçsüzlük, sebatsızlık, istikrarsızlık veya şanssızlık değildir asla!…ve tabii tersi de keza….seçim yaparken, yanlış yapılmış, olamayacak olan işaretlemiştir….olay bundan ibarettir….sonrası mı?….malum….ne yapılırsa yapılsın….çözümsüz olay, imkansız sonuca çıkmıştır…şaşırmaya veya feryada gerek yoktur…tek bir şarkı yakışır bu duruma “kendim ettim kendim buldum!”
Oteller çok güzeldir….her şey hazırdır, konforludur ve ihtiyaç kadardır; yalnız insanlar için mükemmeldir, yalnızın evidir otel… evler ise her ne kadar tek insanlara da, hizmet etseler de, tek olma durumda, hep az, hep eksiktirler ve bu olumsuzlukları, kişi başına düşen metre kareleri artıkça büyür büyür devleşir…..o yüzden de, ister birlikte ister dağılıp bir bölümü parçalanmış olsun, ev gerçekte aile içindir….. evin, bir zamanlar bir aileye ait olduğunun göstergesi sıcaklığı hali tavrı-büyüklüğü-ihtişamı-sadeliği-görgüsüzlüğü…..sahip ailesinin karakterini yansıtacak şekildedir….bir zamanlar yuva olan ev, viran da düşse, bazı bölümleri kararıp kaybolsa da, belli yerleri, kalbi, beyni teklemiş de olsa, hep dolu, hep tamdır….ne var ki yaşadığı zaman ve olaylar oranında yorgun, yıpranmış ve yaşlanmıştır….manevi tadilatı zordur, masraflıdır ve çoğu yerde imkansızdır….ya olduğu gibi kabul edip kadere razı gelmek ya kapısını çekip gitmek gerekir… dedik ya ev aile içindir….tek başına yalnızı aşar, her dem acısını dağlar…..hepsi bu!
Hayat sizi dener; durur bekler, yine en zayıf olduğunuz yerden vurur…bakar…ne kadar sağlamsınız? Ne kadar öğrenmişsiniz bir önceki seferden? Hiç acımadan, sakınmadan, gözünüze sokar zaafınızı….hadi bakalım der…hodri meydan…sahne farklı, dekor farklı….ya sen!? Ne kadar değiştin dünden? Ayağını denk almayı, aklını başına devşirmeyi, şükretmeyi ne kadar öğrendin gelirken geçmişten…bir de ısrar eder arsızca….emin misin diye..emin değilseniz kendinizden… vay sizin halinize!…öğreninceye, ezberinizi belleyinceye kadar, habire baştan, tövbe deyinceye kadar…binlerce habersiz tekrar…tekrar….sil baştan!!
Bütün yollar feraha varır aslında…eninde sonunda…bu en ve sonun boyutu her durum için farklıdır… biri üç gündür biri tüm bir ömür…bu yolda ne kadar, nasıl bir emek harcadığın, enerji, istek, inanç olarak ne kattığın, ya da ne ektiğin mi demeliydim…önemlidir…yolun sonunda hasatın ona göredir çünkü……ürün ise, ironi de buradadır…çoğu zaman sürprizdir…önceden bilinemez…emeğin maddidir, ürünün manevi olur, başka şey istersin, dilersin, didinirsin farklı şey elde edersin…işte hayatın gizemi de budur…belirsizlik ve tahmin edilemezlik…her ömür, her hayat biricik ve kendine özgüdür…belki örneklerden dersler alınabilir ama asla bir başkasının ki, kopyala-yapıştır, kes-yapıştır…..yapılamaz….yapmanız halinde, yüzüne binlerce estetik müdahale yaptıran bir kadın durumuna düşersiniz… birbiriyle uyumsuz, insana tedirginlik veren bir tuhaf görüntü ve yapay yapmacık, ne size ne başkasına ait olmayan bir hayat çıkar ortaya ki, kendine has bir insan için, her an ona katlanmak, bir işkence haline gelir.