Sohbet

30Tem

Her güne 1.MASALLL!

Masalımız, Kurbağa Prens!
Günlerden bir gün, güzeller güzeli (lütfen dikkat prenses çok güzel!) altın topuyla (tekrar
dikkat! top altın!) evinin bahçesinde (son bir dikkat evinin!) oynarken, top birden bahçedeki
havuza düşer. Güzel prenses, gözyaşları içinde topunu nasıl alacağını düşünürken, yakışıklı bir
kurbağa (hiç yakışıklı kurbağa olur mu demeyin! neden olmasın, nasıl yakışıklı öküz veya
yakışıklı ayı varsa, bu da onun gibi bir şey işte) kendisine yardım etmeyi teklif eder. Kızcağız
ne yapsın…çaresiz kabul eder, kibar kurbağanın yardımını…
Derken günler birbirini kovalar. Prens olduğunu söyleyen kurbağa ve prensesin arkadaşlıkları
iyice ilerler. Hiç arkadaşı olmayan prenses, ilk arkadaşı olan kurbağanın her dediğine inanır.
Kurbağanın üzerindeki lanetin kalkabilmesi için (çünkü gerçekte bir prens olan kurbağa bir
cadının laneti ile bu haldedir) prensese ve aşkına ihtiyacı vardır; daha doğrusu aşık prensesin
öpücüğüne…. prenses kendisi için kurulan bu sahneden habersiz, hemcinslerine pek benzer bir
şekilde, aşık oluverir kurbağaya. Düğün, dernek derken iki aşık kavuşurlar. Vee büyük an gelir
çatar. Prensesin aşk dolu öpücüğü ile lanetten kurtulacak ve çok mutlu olacaklardır. Prenses,
zaten meftun olduğu kurbağasını öper, öper, öper; emin olun yıllarca! İşte masalımız tam da
burada gerçeğe bağlanır ki, prensesin onca aşkına, onca öpücüğüne rağmen hiçbir şey
değişmez.
Dedik ya, gerçeğe bağlandık diye, buradan sonrası çoğumuzca malum….ama acaba neden hiçbir
şey değişmemiştir! Yoksa prenses aslında aşık mı değildir? Kurbağa mı yalancıdır!? Gerçekte
sıradan bir kurbağa iken kendini farklı mı tanıtmıştır? Kurbağanın aşkı mı sahtedir? Yoksa aşk
devreye girince herkes birbirini olduğundan değişik görmüş, aslında gerçekte ne kurbağa prens
ne de güzel prenses vardır; hepsi hayal, aşk yalan, hayat ise yalnızca gerçeklerden
kurulmuştur….Yorumu size kalmış, nasıl derseniz artık….
…bence ise….. çokta önemli değil aslında, yaşadığınız her neyse, gerçek veye yalan,
memnunsanız hayatınızdan, öpmeye devam edin; ne fark eder kurbağa veya prens; aşık veya
yalancı; önemli olan sizin ne hissettiğiniz yanında!

25Tem

SPOR YAP-A-M+IYORUZ

…….fitness teknik adı….. “hip adduction”………
………..arkadaş olma, hatır sorma, yuva kurma, en azından akraba çıkma aleti……..
…..sakince birine geçer oturulur…..
……sonra namazda selam verir gibi önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa bakılır ve eğer
takılacak kimse yoksa mecburen ister istemez hareketlere başlanır… bir..iki..üç
….epeyce eski sezon veya defolu bölümden seçilmiş, zamanında talibi çıkmamış, zorla
birilerine kakalanmış, şu anda da evden bir gitse, gittiği yerde bitse, gitse gelemese diye her
gün ardından dualar edilen tipler, el ayak çekilince, kurt adam gibi salona dağılırlar; oranları 20
normal erkeğe 1 şeklinde özetlenebilir….derken bu alet etrafındaki komşu aletlerdeki, bunların
da değişik açıdan manzaralı olanları -bizim aleti görenler- tercih edilir….sessizce
beklenir….illaki bir av gelir, çoğu bayanın en fazla tercih ettiğidir zaten ki…..derken pusudaki
tanımsız cisim birden canlanır, gözler bir dakika önce 5 derece miyop 4 derece hipermetropken,
birden gemici dürbünü olur ve tam hedefe kitlenir…bir..iki..üç
….aslında defosu olmayan ve kullanılmayacak kadar eski sezon olmayan bazı ilginç modeller
vardır ki, bunlar tam tahlil ve tetkik edilememişlerdir çünkü yaptıkları alışkanlık değil
tesadüftür, ya da son dakika kararıdır…..oldukça cool ve ağır gözükürler, ayrıca gizemlidirler
de…..muhtemelen, çok meraklı, görgüsüz veya hangi demir perdeyse ardında kaldıkları ayda
yılda bir açılmaktadır ama işte onlar da diğerleri gibi, alenen değil de bir santimlik bir görüş
alanından, tıpkı bir mücevher tasarımcısı gibi milimlik ayarlarla çalışırlar ama amaç hep
aynıdır..bir..iki..üç
……bunlara yeltenemeyen üçüncü grup, serbest hareketler grubudur. Bunlar siz aletlerdeyken
önünüzden geçerler, ancak herkes buradan geçerken, gayri ihtiyari önüne bakarken ya da selam
verirken ya da bakıp geçerken, bunlar resmi bayramlardaki stadyum töreninde gibi, daha
aletlere yaklaşırken, yürüyüş yönünün durumuna göre, aleti görebilecek şekilde, başlarını sağ
veya sola çevirip kitleler ve gözlerini bel altına sabit odaklayarak yürürler..bir..iki..üç
Yaşasın spor!!!!

22Tem

🕸”ADAM”IN YOLU

Şimdi biz bu adamlara niye kızıyoruz? Her gördüğüne bakıyor, her gördüğünde kalıyor falan
filan…. Ve sonrasında sinirden küplere biniyor ve en sonunda köprüleri yakıyoruz. İyi de
yapıyoruz da!?….. Gelin, bir de onların yaratılış amacına çok dokunmadan, yaradılışlarına bir
bakalım! Tabii, yine belli bir bölüm için konuşuyoruz, lütfen herkes üzerine alınmasın!
Teşekkürler!
Erkek, hayatı, uzun-ince bir yol olarak görür. Öyle bir yol ki, birbiri ardı sıra, kafeler,
pastaneler, fırınlar ve kim bilir belki restoranlar. Dünyaya gelişi de, ana fırın tarafından
gerçekleştirilen erkek, çocukluğu boyunca oyalandığı, sığındığı ve sarıldığı ana fırından, günü
gelince ayrılır ve başlar bu yolda ağır ağır ilerlemeye……
Bazı insan çok gelişkindir, kendini erken bilendir ve ne istediğini tahmin edebilendir. Ve daha
yolun başında, “işte bu benim istediğim” der ve kapıdan içeri girer. Bu seçiminde, onu gelecek
anlamında bir kaç seçenek bekler; ya çok tutucudur, seçiminden memnun olsun olmasın,
kalıcıdır, ısrarcıdır; ya çok tutunmazdır, seçimi gün geçtikçe canını sıkar, girdiği kafenin her
şeyini tatmış, ezberlemiş ve boğazına kadar doymuştur ve hatta kendince patlamak üzeredir ve
ister istemez artık gitmek ister. Bu erken davranan ve doygun adam, ya gerçekten doymuştur
ve hava almaya ihtiyacı vardır ya da ilk seçiminin ürünleri, belli bir süre sonra gaz yaptığından
şişmiştir, gerçekte hala açtır, karnı olmasa bile, gözü gönlü açtır ve bu erkeklerin çoğunluğu ise
hiç bir zaman doymaz doyamaz, dünyadaki tüm kafeleri dolaşsa, tüm çeşitlerini tatsa, yine de
doyduğuna ikna olmaz türdendir…..geri kalanlar ise, gerçekten de, baştaki seçiminin yanlış
olduğunu, istediği kafenin ve ürünlerin nasıl olması gerektiğini bilenler, ki daha bilinçlidirler,
bulundukları yerden çıkmak isterler……ancak, o zamanda, şartlar devreye girer ve erkek
cebindekine bakar, bakalım buradaki hesabı kapatıp, yeni bir kafeye adım atacak gücü var
mıdır; tabii ki maddi güçten bahsediyorum, yoksa fiziksel güç, sahip oldukları asil kanda
bolcadır. Diyelim, gücü yetti, kendini dışarı attı, gerçekten tüm samimiyeti ile, gönlünce, yeni
bir kafe ve istediği ürünleri aramaya, beklemeye başlar. Ama ararken ne yapacak, aç oturacak,
illa falanca yerin, zencefilli çöreğini yiyeceğim diye, açlıktan ölüp gidecek değil ya…. oradan
buradan atıştırır, bazen çok, bazen az…. Seçici olan, dikkatli ve temkinli olan, seçimini usulünce
yaparken, bilgisiz ve tecrübesiz olan ise, ne idüğü belirsiz şeylerle, ya bağırsaklarını bozar ya
da abur cuburla beslenme alışkanlığı yüzünden, gün gelir, ne için yola çıktığını, aradığı şey
karşısına çıksa bile hatırlayamaz ve haybeye gider onca çabası, çalışması……ve maalesef
bazıları, belki ihtiyaçtan, belki yanlış arkadaş seçiminin doğal sonucu olarak, belki
psikolojilerinin giderek bozulması yüzünden, çöp karıştırmaya başlar ve artık çöpte o gün ne
varsa…şansına yaşarlar. Bazı adamlar ise, bir türlü karar mı veremez, ne istediğini mi bilmez,
yoksa çok akıllıdır da, madem ayaklarımda güç, cebimde para, aklımda başımda, gezip
dolaşayım gönlümce şöyle der, o kafe senin, bu kafe benim dolaşır…..derken bollukta olmaktan,
boşlukta durmaktan bunalır, bulanır, bir süre sonrada alıklaşır. Bu türlerin, hem ilk fırınından
vazgeçmeyen hem de yeni, farklı tüm kafelerde gözü olanları da vardır; onların temel düşüncesi
de şudur=tamam başta bir seçim yaptım….ee ürünlerde fena değil, eee çoluk çocuk doluştuk,
rahatımız yerinde….ama….iyi de canım, hayata da bir kere geliniyor, ne yapalım şimdi, hep aynı
şeyleri yiyerek ömrümüzü bir kafede mi geçirelim………. I-ıııııh! Ya ne yapalım? Dışarı
alışverişe, işe güce gidince, belki bazen sipariş usulü, bazen eş-dost-arkadaş kutlamasıyla,
atıştırmalı…..eh doyumluk olmasa da tadımlık olsun….nasiplenmeden bu ölümlü dünyadan
kaymamalı= der. Bu durumda erkeğin yapması gerekenler şöyledir, ne zaman, nerede ve ne
atıştırdığını kesinlikle gizlemek, her şey bitince, en azından tok olduğunu belli etmemek,
normal hayatın seyrini takip etmek, fırsatını bulunca, tatmaya devam etmek ama bağımlı olma,
abartıya kaçma, bağlanıp kalma gibi mide-bağırsak enfeksiyonlarına karşı uyanık ve tedbirli
olmak.
İşte! Hayat, erkekler için böyle sevgili bayanlar, onlar, olmak veya tatmak istedikleri şey için
kolayca, sorunsuz bir yol bulup, bunu hayatın gidişine yordukları halde…. Biz, diyelim ki, eşitiz,
diyelim ki aynı yoldan geçtik……kadın olmanın verdiği ağırlıkla….biz de seçtik…..ama biz,
dediğim dedik, sevdiğim tek mantığı ile, daha masası, sandalyesini bırak, oturacak yer minderi
bile olmayan, tek çeşit yemeği, yemekhane kalitesi ve servisi ile sunan, hatta sunmayan, senin
yalvar yakar tattığın ve nihayetinde onca yıllık beraberlikte yetersiz beslenmeden çürüyüp
gittiğin, bazen de, binbir çeşit ürünü olup da, senin bir türlü haberinin olmadığı, senden başka
herkesin hayran kaldığı ve yine yeni yeniden tatmak istediği……ve senin bunu belki bilerek,
belki
bilmeyerek,
sineye
çekip,
ben
sevdim,
ben
seçtim,
de
benim….dediğin….seçimimizde sabitlendik, kenetlenip….mühürlendik!! Maalesef birbirine
tezat iki hayat görüşü, dahası hayat seçimi erkeğin ve kadının ki……..haberimiz ola!

20Tem

ŞANS

Şans kapıyı çalar!
Açtın açtın!
Yetiştin yetiştin!
Hiç kapı önünde bekleyen şans olur mu?
Es keza bekliyor olsa bile, o şansın kullanım süresi çoktan dolmuş, o şans artık sadece
hayatında bir anı olmuştur.

16Tem

ÇEYREK İNSAN

Bir daha dönüş umudu olmadan, seni bırakıp giden en sevdiğin ile birlikte sahip olduğu özden
bir parça kaybolur…kendinden geriye yarım insan….çeyrek insan…az insan kalır……kalan
parça, insan olmanın basit ve arsız yapısı ve hayatta kalma temel içgüdüsü ile tekrar yoğrulur
ve derken yeni bir şekil meydana gelir……..o kaybettiği her neyi idiyse…artık yoktur…..en
sevdiği güvencesiyse kimsesiz insan, neşesi ise mutsuz insan, aşı-işiyse yoksul insan, şansıysa
artık bahtsız insandır kalan.

15Tem

KEŞKE…….(erkek+kadın+eş)

…elele, birlikte çıktığımız yolu, yine birlikte tamamlasaydık….yol boyu sıralanan, ayağımıza takılan
tüm yabani ot ve taşlara rağmen…
…tüm erkekler saygılı, tüm kadınlar saygın olsaydı..
…erkekler aşık olabilse, kadınlar dürüst olabilseydi….
…eşini aldatırken aslında kendini kandıran tüm adamlar taş olsaydı, tüm kadınlar toprak…
…eş olsaydık ama dert olmasaydık, sözlenseydik ama yük olmasaydık birbirimize, dürüst olsaydık
ama acıtmasaydık diğerini, doğrunun keskin ucuyla…

13Tem

KOŞTURAN KADIN-DURAN ADAM

Bugün baktım da…..gördüm de….görmek için bakmamıştım ama görmezden de
gelsem…….anladım ki, yeni bir nefer daha eklenmiş; duran adamlar, her şeye koşturan kadınlar
ordusuna….. ne diyeyim…anamdan atamdan, taa ezelden gelen, DNA hatası mıdır, kara büyü
müdür, mükemmeliyetçilik manyaklığının ya da istediğim gibi olsun, içime sinsinin, nesilden
nesile kalan mirası mıdır….her ne haltsa….çok üzüldüm bu sefer…annem, ablamx2, kendimi
geçtim……… çok çok üzüldüm bu kez, bininci kez….”anne olmak çok fena, mümkünse ben baba
olayım, bir sonraki defaya” dedim kalbimden….

12Tem

🕸KAÇALIM!!!!! MI?

Hadi gelin, tutun elimi, kaçalım birlikte! Nereye mi? Nereye istersek…. Önce müziği açın
bakalım, şimdi gözlerinizi kapayın, göz kırpar gibi yapın canım, yoksa beni nasıl
okuyacaksınız. Tamam hayale hazırız…..bir iki üç, dalın hayale… ayaklarımız başımız çıplak,
ince tiril tiril şeyler üstümüzde, hava ne sıcak ne soğuk, güneş parlak ama yakıcı değil, rüzgar
ferahlatıcı ama ürpertici değil…veee dikkat! en önemli yer….. hangi yaşta istiyorsak kendimizi
o yaştayız, yaşsızız!…ağrı, sızı, dert, keder geride kalmış…. ayağımızın altında ılık kumlar,
başımızda bir esinti, ilk gençlikteki gibi…….derken gözlerimiz ucu bucağı belli olmayan, üstüne
vuran güneşin altında çil çil altın deryası gibi parıldayan denizde……yürüyoruz,
yürüyoruz………..uçar gibi, hayal gibi, hayat bir masal olmuş, biz de kahramanı…..özgürlüğün
tadı ruhumuzun en gizli kapaklı kuytularında….. Ne güzel şey yaşamak, nefes almak…….
Telefonunuz çalıyor!…..üzgünüm!….şarkı da+hayal de bitti! Zaten bu kadar yeterli! Fazlası
bağımlılık yapar. Ölçüsüz her şey esaretliğe uzar.

7Tem

OYUNDAN ÇIKMAK

Hani çocukken, oyun oynarken, birden oyunu bırakır çıkardık; kimi zaman çocuğun birine
küsüp, bazen canımız yanıp, bazen de işimize gelmediği için…..bildiğiniz…mızıkçılık. Hala
aynı şeyi yapıyoruz çoğumuz. Çok azımız, ısrarla oyunu sürdürüyor; kurallar değişse de,
oyuncular başka bir oyuna geçse de, ısrarla uyum sağlamayı sürdürüyor ve ona verilen süreyi
dilediğince olmasa da, oyunun içinde, bir oyuncu olarak tamamlıyor. Ne denir, ellerini sıkmak
lazım onların. Ben sanırım, ilk gruptanım…..kalbim kırılınca oyundan çıkıyorum. Başka oyuna
da geçemiyorum veya başka sokağın başka çocuklarını da…..canım hiç çekmiyor. Ama olmaz
ki, eğer dışardaysan, oynamak zorundasın! Ve her zaman olmasa bile, oyununu kendin
seçebilirsin….en azından oyun seçilmiş bile olsa, sen de oyun arkadaşını seçersin….kim
bilir?!…..belki kader yüzüne güler, bir kaç kuralı da sen koyuverirsin….oldu işte…..ı- ııh
olmuyor!! Ben denedim….onca yıllık oyun arkadaşıma baktım, bir haller oluyor; eee zaten
yıllardır aynı yerde aynı şekilde (yemin ederim aynı kilo ve aynı şekildeyim) bekliyorum,
okulunu bitirecek gelecek, askere gidip gelecek, işini bitirecek gelecek; bir de iyice gözlerimi
açtım, baktım ki, ne göreyim, adam tozu dumana katmış, taa nereye varmış, eeee?!….ama bekle
demişti, geleceğim demişti, şöyle yapacağız demişti, sonra da böyle yapacağız demişti?!? Hep
derim, telafisi olmayan tek şey zaman! Bu hikayede de, telafi mümkün değildi. Zaman geçmiş,
bize verilen süre bitmişti. Evden çağrılmış ve son beş dakika uyarısını almış bir çocuk gibi, son
bir kez daha baktım, olmayan arkadaşıma, oyuna, sokağa, anladım ki…..yorulmuşum; hep kendi
kendime oynamaktan, sıkılmışım hep aynı oyunda olmaktan….belki biraz daha zaman vardı
ama ben karar verdim mi……hemen yapmalıyım……hemen çıktım oyundan. Dizlerimde,
sızlayan yaralarımın, hiç geçmeyeceğini bildiğim yerleriyle, kendi isteğimle çıktım oyundan.
Sonra baktım ki, eski arkadaş koşup gelmiş arkamdan, niye çıktın ki sen oyundan diye…..ne
diyeyim ben sana eski arkadaş….hadi var git yoluna….dedim dedim de dinletemedim. Bilirim
hiç usanmaz! Derken komşu ile haber yollamış, dışarı çıksın yine oynayalım diye..ah!!!…..ne
fena, onca yıl hiç bakmamış bana!!…..zaman ayırmamış…..nasıl biri bu kadın acaba?
diye…yormamış aklını bana…..anladım da anlatamadım şu dünyaya, ben artık yokum bu
oyunlarda! Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!!!

5Tem

SÖZLÜK: Erkek

Şimdi feministlerin tümü, bu yazıma dudak bükse de, benim gerçeğim şöyle…..Ben er kişiyi
severim, gerçekten! Saygı da duyarım, gerekirse elini de öperim. Çünkü, erkek atadır, aba,
ağa+bey, asadır. Ancak tek şart vardır, erkek önce insan olmalıdır; insan gibi arkadaş, insan
gibi baba, insan gibi koca ve hatta insan gibi eski koca… Yooo gülmeyin, gerçekten bu
saydıklarımdan var. Kadına saygı duymayarak, aslında kendi saygınlığı kazanamayan,
koruyamayan, birçok erkek müsveddesinin, ezici çoğunluğuyla kıyaslandığında, insana “Bu
nasıl bir dünya?” dedirten, küçük bir erkek topluluğu, gerçek delikanlılar grubu var ki, hepsini
sevgi ve saygıyla selamlıyor; “İyi ki varsınız!” diyorum!

© Copyright 2026, Tüm Hakları Saklıdır.