20Kas

🕸PASTEL YAŞAM???…..OUT!

Şu tırnaklarına hep pastel renk ojeler süren, açık, bir buruk pembe midir nedir….yakından bile
tanımlanamayan ve hatta kendinin bile ne renk olduğunu anlayamamış olan kadınlar, sözüm
sizlere…. Ne zamana kadar bu uçuk kaçık renkler…..artık genç kız değilsiniz! Sürün şuradan bir
kırmızı oje…..ona uyan bir de dudağa parlatan rujdan güzelce. Bu saçlar neden hep
toplanmış! Onların hakkı değil mi sere serpe dolaşmak, tamam…kabul….yemek yaparken,
çalışırken veya spor yaparken belki de, sonrasında niye illa ensede…..olmadı biraz daha
yukarlardan sallanmakta mutsuz isteksiz aşağılara….Gün gelecek açacak saçınız olmayacak,
olsa da işe yaramayacak ve dahası açtıkça sizi olduğunuzdan yaşlı gösterecek. O zaman ne
yapalım?…..en kolay kullanabileceğimiz, bize en çok yakışan modeli bulalım ama lütfen
kullanalım, bu gün kestirip yarın yine yukarı kaldırmayalım. Ve saçlarımızla beraber yaşayalım,
ellerimizin arasından akıp giden zamana inat, doya doya…..doyamasak da….ne yapalım?! Artık
talih elimize ne büyüklükte bir kaşık verdiyse (evet biliyoruz kimine kepçe kimine kahve kaşığı
kadar ama…artık kısmet neyse ne!) daldıralım hayata….

19Kas

SÖZLÜK: Hayat

Hayat boş bir defter gibidir; sevdiğimiz değerli ve güzel şeylerle doldurulmalı diye düşünürüm
hep….defter bazen bir kısmı, bazen çoğu doldurulmuş gelir ki, bize ancak boşlukları doldurmak
kalır…..çünkü kader, bizden önce eline almıştır defteri ve maalesef, bazen de, tamamen
yazılmış-çizilmiş, adeta bir kitap haline gelmiş olarak elimize ulaşır, bu durumda yapacağımız
tek şey okumak-öğrenmek, belki ezberlemek ve bizden habersiz, bizim için yazılan yazıları
değiştiremeden okuyup gitmektir. Belki sevdiğimiz yerleri, renkli kalemlerle işaretleyebilir,
bazı bölümleri, sayfaları katlayarak belirginleştirir, belki şansımızı, kendimizi zorlayarak hiç
istemediğimiz bir kaç sayfayı yırtıp yok edebiliriz ancak her istenmeyen, çıkartılan sayfa en az
bir sayfayı da kendisi ile birlikte, bizim seçimimiz dışında iptal eder……bunun içinse, hem
cesur, hem kararlı olmak gerekir…..çünkü giden geri gelmez…

18Kas

Her güne 5.MASALLL!

Masalımız, Parmak Çocuk!
……efendiiiiim!!!…..bizim parmak çocuk meğerse erkekmiş!!!! bir kadın onu evine almış, sarıp
sarmalayıp sevip büyütmüş…..de…büyütmüş…… derken parmak çocuk öylesine büyümüş
öylesine büyümüş ki kadının evine sığamamış…..çocukcağız!!!!! da ne yapsın bir gün kadın
uyurken kendini yeni dünyalara atmış, epeyce de eğlenmiş, gezmiş dolaşmış…….veeeee gün
doğup da kadın uyanıp da….gözlerini açınca…..ki…..bu arada….deve tellal pire berber çoktan
olmuş iken…..bir de ne görsün!?!…elleriyle büyüttüğü çocuk yok….kadın bu işe çok
şaşmış….saf saf her yeri aramış taramış, oturmuş düşünmüş taşınmış……epey bir zaman
harcamış ama yine de işin içinden çıkamamış….neden sonra halen ıslak gözlerle camdan
dışarıya baktığında…o da ne!? çocuk çok uzaklarda bir yerlerde, artık gözünde eskisinden de
küçülmüş bir halde, yediği haltları yüzüne gözüne bulaştırmış bir şekilde, kırdığı ceviz
kabuğunun içinde, diğer ceviz kabuklarını da habire beline bağlamaya uğraşıyor….kadın, o an
anlamış…. taa en başından beri hata yaptığını kabullenip evine girmiş…..önce camı, sonra
perdeyi kapatmış….ardından bahçe ve ev kapılarını da bir güzel kilitleyip, köşesine
kurulmuş…..devran buysa esas kral benim diye!

17Kas

REPLİK

Oyun…..çok güzeldir!….dünya güzeli bir aşk, arka plan göl-güneş-dal-yaprak-özlem-arzu-sır
diz boyu……birden sahne değişiverir derken….kim takar!? daha söylenmemiş repliklerin
varmış, doyamadığın tatlar kalmış, özlemin arzun bir geçmiş zamana takılıymış….sahne biter,
dekor gider, tüm oyuncular yeni rol dağılımı için yeniden sıraya girer.

16Kas

3.RÜYA+M

…….bir yere düşmüşüm, öyle…..rüyamda gözlerimi açıyorum bilmediğim bir yerdeyim; belli
ayağım kaymış….savrulmuşum….düşmemişim…sendelemiş, çarpmış ama kimbilir neye…neyle
tutunmuşum?……..neden mi savrulmuşum?……karanlıkta hiç bilmediğim bir yolda yalnız ve
ağlayarak yürürken, gökte ay misali parlayan şeye takılmış gözüm, ardından, her akşam acaba
bu günde görür müyüm diye diye kaymış ayağım; dedim ya olanca ağırlığımla çarpmış……şans
eseri durmuş ya da kendimi durdurmuşum. Neyse….buradan çıkıp kurtulurum da!…..bu
başımda toplanıp…bana bakıp bakıp bilmediğim dilde bir şeyler söyleyen, sonra garip garip
sırıtıp yine söyleyen canlılar da ne?…nereden çıktılar?……ben tüm hayatım boyunca bu kadar
iğrenç, bu kadar korkunç bir tür canlıyla karşılaşmadım…hiç bulaşmasam; kalksam,
koşsam…..ama hayır ben kaçmam…yanlış yapmadım ki!…kimseden korkmam…mecbur
kalkacağım ve ne yapmak gerekiyorsa onu yapacağım…canımın son parçasına kadar
savaşacağım…göze göz dişe diş….savaşacağım ama bunların dillerini anlamıyorum,
kullandıkları silahları tanımıyorum……..benim bildiğim üç silah var; insan olan insanın
kullandığı, söz, göz ve kalemi tanırım ben silah olarak; gerçek insana yakışan……çok ilkeller
ama cani değiller bu canlılar, topla tüfekle değil bunların derdi; bunlar pis ellerine nereden
geçtiği belli olmayan şeyleri, daha da pis dilleri ile çamura bulayıp atıyorlar, korkunç sesler
çıkartarak ve ağızlarından salyalar akarak sizi dakikalarca süzüyorlar….öyle çok süzüyorlar ki
nihayetinde üzüyorlar…..ve bir kez yapıştılar mı yakanıza, sülük gibi, kene gibi, ne yaparsan
yap…..gitmiyorlar. O da ne, yukarlarda bir yerlerde bana benzeyen insanlar var, ama çok azlar
ve olaya müdahele etmiyor, duymuyor, görmüyor, söylemiyorlar; yoku oynuyorlar. Biraz durup
düşünüyorum ve önce o bilmediğim dillerini öğreniyorum;….yaşasın!….bir dil bir insan diye
boşuna dememişler; işte oldu!….bir kısmını aynı dili konuşarak bertaraf ettim. Diğerleri için
uzun çarpışmalar gerekti, bazen kurnazca, bazen onlar gibi hain hamlelerle; işte tamam!…biraz
daha azaldılar, bir kısmı korkak…onlar kaçıştılar, bir bölümü ümitsiz vaka…onları Allah’a
havale ettim ve doğruldum, üstümü başımı düzelttim, yoluma kaldığım yerden devam etmek
üzere adım attım ki.. Bir de ne göreyim, bu kadar zaman ortalarda olmayan yalancı ay!…yine
çıkmış ortaya…öyle boylu boyunca karşımda…inanmam artık sana yalancı ay! bunca zamandan
sonra… ne malum yine ortadan kaybolmayacağın bir kez daha….HAYIRDIR İNŞALLAH!!!

15Kas

TÜM OBEZ VE KİLOLULAR

……yürüyeceksiniz…..ne kadar yürüyebilirseniz.-oniki yaşımdan beri yürüyorum, kim bilir kaç
km oldu- ve iyi bir diyetisyenle önce fazlalıklardan kurtulacaksınız…..sonra mı? sonra bir seçim
yapacaksınız…….şişman ve her lokmayı tatmış olmak mı, normal ölçülerde her şeyden yiyen,
az+öz=yeterli bir hayat mı….. veeee söz vereceksiniz kendinize… tutacağınız şekilde….
tutacağınız miktarda….

14Kas

🕸Yine+yeni+yeniden (AŞK) = MİSAFİRDİR!…..SON!

Ansızın giriverir kapıdan, kendi evi gibi!… habersiz-teklifsiz, çok alışkın-çok tanıdık-çok arsız
bir misafirdir. Geçer, baş köşeye kurulur. Utanır, mahcup olursunuz….. hazırlıksızsanız eğer,
hiç beklemediğiniz, başka planlar yaptığınız bir zamanda geldi diye… zaten çok zamandır
bakıyor-bekliyorsanız onu, sevinçten deliye dönersiniz, yedirir-içirir, rahat etsin diye,
olmayanlarınızı da, var gibi hissetmesine uğraşır-didinirsiniz; sırf gitmesin, bu misafirlik hiç
bitmesin…..hep kalsın istersiniz…..oysa ki AŞK, diğer misafirlere benzemez, ne kadar rahat
ettiğine, nasıl karşılandığına bakmaksızın belirler kalış süresini…. Belki bir gün, belki bin
yıllığına gelmiş gibidir….Ne zaman geçip gideceğini, kendi de bilmez…..derken gün gelir,
anlarsınız, bir şey söylemese de, belli etmese de anlarsınız….ayrılık vaktidir……gitmesin diye
çabalarsınız…ki elinizden bir şey gelmez…….. siz göz açıp kapatana kadar o gözden
kaybolmuştur……es kaza durdurursanız, kapıdan çevirip, yalvar yakar, tekrar alırsanız içeri,
diller dökerseniz gitme diye….dinlemez ya, dinledi diyelim, artık yanınızda kalan, AŞK misafir
değil, sizden biri olmuştur ve artık adı AŞK değildir. Siz nasıl çağırırsanız, adını ne koyarsanız
o olmuştur. Sürekli misafirliği mümkün olmayan AŞK; farklı bir kimlik ve karakterle
yanınızdaki yerini almış, aslından vazgeçmiştir. Siz farklı düşünseniz de, gerçek budur. Süresi
dolan AŞK, sizi bırakıp gitmese de, bitip gitmiştir; siz, bu durumdan, ister haberli, ister habersiz
olun veya umursamaz, takmaz, mış gibi davranın. Olay bundan ibarettir.

11Kas

ÇEŞMENİN GÖZÜ’nden……

…..içer derler keçinin uyuzu için….o yüzden…..çeşmenin gözüne yapışmış, suyun başını tuttum
sananlar………her şey zamanı geldiğinde, malzeme bulunduğunda, anında muadili ile
değiştirilir…ve!! ağzının tadı tuzu, bulunduğu yerin huzuru ve başka bölgelerinin keyfi kaçar
kaçmaz harekete geçebilen ve her nedense, hepsi inkar etse de, çok kolay dolmuşa binen, insan
türünün erkek modeli….muadile neredeyse uzanmaz bile, çünkü muadil, adamın yaşı, en çok
da parası ölçüsünde ya kapı önünde bekleşir ya eve sipariş usulü gelir veya getirilir
durumdadır….bedenin incecikmiş, yüzün güzelmiş, yaşın gençmiş…miş mış…olsa bile….her şey
bir gün anı olur….suyun başındaki sen!…çeşmenin gözüne yapışmış olan sen!…bir bakmışsın,
sert bir su tazyiki sonucu, önce çeşmenin yalağında, derken özgürce akıp dereye karışan çeşme
suyunda tepe taklak olmuş bulursun kendini….sen gibilerin arasında… a şaşkın!…sonra
şaşırma!…hesaplar tutmaz bu oyunda, kendi çok akıllı sanma, dön de bir bak dereboyuna…sen
gibi çok akıllılar tonla!

8Kas

Her güne 4.MASALLL!

Masalımız, Deniz Kızı!
8 Kasım 2018
Burada bahsi geçen deniz kızı…gerçek deniz kızı…..öyle deniz anası, yosun veya ahtapotlar
üzerine alınmasınlar!
Eveeet….
Bizim deniz kızı, sarı saçları bukleli, gözleri bir ömür uyumaktan mahmur hülyalı, öylesine
dolanıyorken kendi yolunda, serin sularda yüzer misali…….hiç planlamadığı, hiç ummadığı bir
anda onu görür…..karşısındaki sanki ışıktan bir heykel gibi ışıldar…gözünü alır ya da sanki bir
şey onu işaret eder….bak! der…..deniz kızı gördüğü şeye durup bakar…bakar…..bakar….sanki
büyülenmiş gibi bakakalır…….deniz kızının nice zaman bir türlü gözlerini alamadığı şey,
yakışıklı bir prenstir……hayatında ilk kez bir adam görmüş gibi yanına yakınına gider……buraya
kadar masal hepimizin malumu……masaldaki kız, prensi ölmekten kurtarır bizim kız ise
yakışıklıyı küflenip eskimekten……devam…..deniz kızı bir kez gördüğü lakin hiç konuşmadığı
hiç tanımadığı hiç bilmediği bir adama aşık olmuştur……kendi halinde, küçük bir deniz kızı
olduğundan, öyle baştan çıkarma, gözünü boyama, aklını başından alma gibi marifetleri de, ne
yazık ki yoktur……………derken…..günlerden bir gün….o da ne!…..prensin yanında birden
peydah olan kadın da kimdir?!……….eş midir…..aş mıdır….taş mıdır bilinmez, sorulmaz,
söylenmez biridir………….günlerce bekler…..bu aşkın bitmesini….kaybolup gitmesini…..onu
gördüğünü günün hatırından silinmesini…..günler aya…aylar yıla döner, hiçbir şey
değişmez….bizim küçük deniz kızı bir başına düşünür taşınır bolca aşınır, nihayetinde bir karar
verir….ona ulaşabilmek uğruna, sahip olduğu en değerli şeyden….kendinden…..geçmişinden ve
o güzelim sesinden vazgeçer…..dönüşü olmayan bir yola girer……hatırlarsanız masalda bir
şekilde prense ulaşır ve prens mucize eseri gerçeklerin farkına varır…..derken…..birden her
şeyden silkinir ve bir kez daha aşk kazanır…sevenler kavuşur…..masal biter…..maalesef bizimki
gerçeğin masalı…..yok öyle bir şey….deniz kızı onca şeyden vazgeçmişliği, onca dillenmemiş
aşkı ile kalakalır gerçekte…çünkü hayatın gerçekleri vardır, dünya düzeni maddi ve her daim
geçerli, değer yargıları ve kurallarla işleyip gitmektedir….öyle her kişiye, her yere, her zamana
göre farklı yorumlanabilen, kimi için hayat, kimi için ölüm, kimi için dert, kimi için uyum, kimi
için huzur, kimi için çıkar, kimi için skor olabilen aşk, gerçek değildir….gerçekmiş gibi olduğu
durumlar içinse söylenecek tek söz “açmadığın dalda sözün geçer mi”den yorumla-istediğin
dalda istediğin gibi açabilmek içinse, üstün bir yeteneğe sahip olmak ya da deneme yanılma
yoluyla gereken tecrübe ve pratiği kazanmış olmak gerekir…o yüzden, bizim masalda, saf deniz
kızı kaybettiği kuyruğu, sesi, benliği ile bir başına, parasız pulsuz, itibarsız, bir “hiçkimse”
olarak kalakalmış….yakışıklı prens ne rahatını ne hayatını bozmamış, gülmüş eğlenmiş, üzerine
bir de şişinerek gerinmiş….koluna taktığı “herneyse” ile sürünüp giden vasat hayatına çekip
gitmiştir………..hııımm!…elbette içi geçmiş, devrik şah misali, ünvanı kalsa da itibarı
bitmiştir!….olsundur!….paranın alamayacağı, sarıp sarmalayamayacağı şey, artık devir bu devir
olmasından mütevellit, yoktur!…….küçük deniz kızlarının gerçek olanlarına önemle duyurulur!
not:::”lütfen bilmediğiniz sularda yüzmeyin, es keza yüzerseniz, gözlerinizi hiçbir şeye
dikmeyin, karşınıza ne çıkarsa çıksın, bakıp yolunuza geçip gidin!”

7Kas

🕸FARAZİYE AŞK

Arkadaşım geldi, iki gözü iki çeşme ağlıyor……..”bitti” diyor. Hay Allah! Ne bitti acaba?
Hayatında biri olduğunu bilmiyordum? deyince ….”yoktu zaten”….diyor. Hadi bakalım, çöz
şimdi bilmeceyi? O zaman ne bitti sevgili arkadaşım? Aslında hayatında olmayan, hiç
başlamayan ama varlığı hep hissedilen aşkları bitmiş. Bu da ne şimdi böyle? Adam yok, ilişki
yok ama aşk var!…….o da bitmiş zaten… Gerçekten insanın ağlayası geliyor, çok korkunç bir
denklem… “pekiiii!”…..dedim……çekinerek, “bu nasıl bir aşk”…..dedim ve sustum…”dilsiz aşk”
dedi. Tamam belamızı bulduk! Dilli olanından bile bir şey anlayamayan şu kadınlar için son
model aşk bu olsa gerek; öbürü süründürüyordu, demek ki bu öldürecek! Sevgili arkadaşım?!?
madem bu aşk dilsiz, sen nasıl anladın aşk olduğunu? Acaba? Hani yani? “ben hissettim” dedi.
Şimdi bayılacağım! Aşkı hissetmiş ve var olduğuna kanaat getirmiş, bir de kendini inandırıp,
epeyce kaptırmış…olabilir tabii; herkesin çeşit çeşit hastalığı var!…ne yapalım!…insanın başına
her şey gelir de….pekiii…..bu konuşulmayan ama hissedilerek varlığını sürdüren aşk, nasıl oldu
da bitti?-(utandım, yüzüm tutmadı, başlamayan şey nasıl biter diyemedim!)-çünkü o kadar çok
zaman olmuş ki, hala arkadaşıma dile gelmemiş bu dilsiz aşk. Bir an iyice baktım arkadaşıma;
acaba deli mi diye? Aşkın hangi hali bu, hayal hali olsa gerek ama inanmış bir kere ve gerçek
bir aşk gibi başlamış, büyütmüş içinde…bir diğerinin bakışlarının derinliğinde ve nihayetinde
yorulmuş tek başına yürümekten ve vakti geldiği halde sözlenmeyen aşkın bittiğine hükmetmiş.
Ağlıyor aşkına, hayallerine ve onca özlemin acısına. Yanlış biliyor ama……bir kere, hiçbir
seven erkek göz göre göre sevdiği kadını kaybetme riskine girip, aşkını dillendirmeden
bırakmaz (illaki bir yolunu bulur, ulaşır seven erkek…tarih bunun tekerrürleriyle doludur)
iki….gerçek aşk dilli veya dilsiz asla bitmez. Sadece bayatlar, ilk tadı, kokusu değişir ama ne
gam, gerçek aşık için bu da hiç fark etmez. Kısaca, arkadaşım yanlış şeye ağlıyor, ağlaması
gereken, dilli aşta her türlü vaadi verip bir an sonra unutan adam cinsinin, dilsiz aşkına inanmış
ya….. işte esas ağlanacak şey bu aslında. Kendini, bile göre bir hayale atmış, boşuna başını
yakmış……
…uzun bir süredir yokmuş gibi hareketsiz duran annem, hiç kıpırdanmadan, oturduğu yerden
teşhis koyan doktor gibi “çocuğum sen evine git, orada burada sürünüp durma, isteyen adam
seni fezaya gitsen bulur” dedi….akıllı annem benim !!!!

© Copyright 2026, Tüm Hakları Saklıdır.