Şimdi sevgili hemcinslerim size bir sorum var? Ahh! Evet, bu aralar sanki sizinle bir soru+num var! Niye her aslan kafesinin önünde, bir dişi kaplan bekliyor? Hem de, dişlerini bileyip, parlatıp ve bir de gıcırdatarak bekliyor. Kafesteki aslan parçası (dikkat ederseniz aslan parçası dedim, çünkü kafeste yaşayan erkek aslan, kafesin dışına çıktığında, aslan parçası, yani aşağı yukarı bütünün binde birine tekabül eder ki, bu da neredeyse hiç demektir veya yerine göre p.ç demektir) Neyse biz gelelim kaplan kadına… Neden bu kafeslerin önünde, erkek kaplan beklemez de, hep dişi kaplan vardır? Çünküü…dişi kaplan aptal, erkek kaplan akıllıdır…..ve elalemin eskisi ile ne işim var…….olursa yeni olsun, eski olacaksa……evdeki olsun der …… Ve enteresan bir şekilde dişi aslan akıllı, erkek aslan aptaldır. Kapının önündeki dişi kaplanı bir şey zanneder, kendini ormanlar kralı sanır ve ona kral muamelesi yapana takılır; dişi aslanın bu saçmalıklara tahammülü yoktur, çünkü hep okunan aynı b.k.tur, onun da bu masallara karnı toktur; yeniye inanmaz, çünkü havsalası almaz, eski olacaksa, benim eskittiğim ne güne duruyor diye düşünür. Derken gün olur, devran döner, dişi kaplan postundaki, yalnız dişi aslanın maskesi düşmüş, kafes dışındaki kovalamaca son bulmuştur ve nihayetinde aslan parçası kafesinin yolunu tutmuştur. Erkek kaplan postundakiler mi? Bize ne onlardan, binbir çeşit hayvan var yaşayan, değişik postlarda saklanan, kendini farklı tanıtan……alem buysa posta bürünenden de, kraldan da bize ne!
Çok bulan b.k bulmuş gibi olur……”nerede çokluk orada b.kluk” sözü, bu bölümün temelini oluşturur……ister istemez çok bulan bulanır, devamında öğürtüsü duyulur….derken bir devir itinayla gömülür.
Masalımız, Kırmızı Başlıklı Kız! Kırmızı başlıklı kız, daha önce hiç arkadaşı olmadan, öyle saf, masum ve yalnız dışarı çıkarsa pek tabi önce kurt‘a inanır…..sonra ondan kurtulmak için avcı‘ya sığınır ve avcının yanlış insan olmasıyla hayatı kararır….maalesef her zaman avcı doğru insan olmayabilir…..derken olay hastaneye taşınır ve büyün ihale doktor‘a kalır…doktor kurtardı kurtardı…kurtaramadı…vurun doktora!!!
Bir türlü bitmeyen evlilik: Geviş getirmek-aynı şeyi çiğneyip durmak-yutamamak çıkaramamak durumunun getirdiği rahatsızlık hali… Evlilik: Her gün aynı ama tanıdık bildik tat…unu belli, yağı belli, çeşit hep aynı ama olsun varsın der “yer+yutar+doyar+şükredersin+yatar uyursun = (adamsan)(?) = adamsın …..formülünün ezberi…” …..Değilsen: atıştırır durursun, oradan buradan….doyacakmış gibi……tez olur dönüşün….fakat heyhat!…eski tabak boşalmış, oturmuş bir başka belki serseri!?…belki beyefendi!?…artık boşuna ısrardır seninki…..
Şimdi…..hiç öyle, vay bilmem ne zaman önce yollarımız kesişti, yok kaderimiz birdi-yolumuz birdi-kalbimiz birdi filan yok!….o, o zamandı….şimdi yıl…..2018….püüüü yıllar koşturup gitmiş…bir kere kesiştin diye, o arada birlikte yürüdün diye hep aynı yoldan, hep birlikte, hep aynı yöne gideceğin kanısına nereden kapıldın????….denk gelmişsin sonra devrilmişsin, yoldan çıkmışsın, yan yola sapmışsın, durmuşsun veya arızalanmışsın, her ne olduysa bozulmuşsun….sana olmadıysa yanındakine olmuş olan….yok yok bu elektrikli alet değil… tamir edilsin….zaman filan hikaye….çoook beklersen… belki?!…. o da, belki!…unutursun en iyi ihtimalle…..hatırlamazsın en azından ayrıntıları….ama düzelemezsin, düzeltemezsin…mutlaka, bu yolda giderken başına gelenler yüzünden, iptal olunan özellik elemanını es geçip, yok farz edip, elinde kalanlarla, yeni bir fonksiyon için var olmayı deneyeceksin…..deneme yani….ya da dene….ya tutarsa!
Yıl 2011 ….eylül sabahı….ben….20 yıllık arkadaşımı kaybettim!….derken meğer kader gülermiş peşimden…”dur bakalım gülüm daha yeni başladı poker, bunlar ilk eldeki ilk kağıtlar…daha neler var…. bekle bekle biraz da gör”…diye….çok geçmeden, artık zaptedilemeyen isyankar küçük kızım taşındı evinden “bir daha da dönmem geri”…dedi…giderken…..şimdi gelir misafir olur eski evinde….konaklar üç olmadı beş gün…giderken “bu ev beni boğuyor” der boğulmuş gibi huzursuz havanın boğazından geçişinden….aman ne yapalım zaten bir gün gidecekti tesellisini derken….meğer kader süzmekteymiş beni ilerden geriden ….bunun eni boyu, dert tasa yükü ne kadar çeker derken derken….en sevdiğimi sarstı derinden, tam gitti her şey bitti derken tekrar dünyaya getirdi yaşattı Yaradan!….yeniden!….mucizeydi gerçekten…derken iyileşsin diye çabalar didinirken güç yetmediğinde, yardıma gelen, içimize giren, girip çıkarken sokup zehrini bırakan, her giden, gidişinde benden bir şeyler çalıp dökülüp saçılıp yerine yollanırken…her keresinde, yerine gelen bir yenisi, hayatımıza gelip, ortak olurken, en sevdiğimle paylaştığım her şeye, her yere ve her ana, her anıma…ben de bittim onların çirkin gözlerinin kirli bakışlarından akan garezlerinde ve yaşatmak için yaşamak zorunda olmanın yüküyle, biraz daha eksik uyandım her güne….meğer özüm bitip durmaktaymış derinde…ve gün gelipte en sevdiğim veda edip gidince….bittim ben de, belki de onun sevdiği ben de öldüm, gittim onunla birlikte…ben donmuş bakarken aylarca her şeye…baktım kader ellerini silkeliyor kaşlarını kaldırıp…”eee benden bu kadar….işim şimdilik bitti senle…ben yine gelirim sen hiç merak etme” diye… bir de el sallayıp eğlenmekte artık hiç kalmayan benle…ne diye…bilirim gelecek yine!
Şimdi bütün adamların karıları ile sorunu var, bu kesin, gayet kesin. İyi de kardeşim!…bunda bir gariplik yok ki! İnsanın kendi kendisiyle bile sorunu olduğu şu tuhaf dünya düzeninde, karşı cinsten ve onca yıllık beraberlikten sonra, eğer bir sorun yoksa şaşmak lazım….bu durumda bir gariplik var demektir! Şimdi bu karı ile problem bölümünde şöyle bir tuhaflık var ki, söylemeden veya dillendirmeden geçmek olmaz. Sevgili beyler, bu sorunlarınız neden güzel hoş veya sadece sizin hoşunuza giden bir kadını görünce aniden peydahlanıyor? Daha önceden sorunlarınız yok muydu, yoksa vardı da……dokunmuyor muydu?…. yoksa yoktu da birden karşılaşınca mı oldu? Hangisi ki acaba? Hadi bu soruyu bilemedik geçelim, pekiii….bunlar sorunsa çözülmesi gerekmez mi? Siz çözmeyecek misiniz? Yani ikiniz!… peki niye ortalarda kimse yok da……hep günah keçisi seçilen hoş kadın lanetlenmekte. Esas sorunu olanlar, bu durumdan sorumlu olanlar, neden sahnede yoklar? Sorun çözülemiyor….tek çözüm ayrılıksa, o zaman niye bir türlü bu sürece geçilmiyor, hep bir şeyler yokuşa sürülüyor veya yokuşta süründürülüyor. Dünyanın her yerinde, ki buna katolik kilisesinin katı kurallarına rağmen boşanmayı başaran çiftlerin boşanma süresi de dahil, bizim Türk erkeklerinin boşanabilme süresini yakalayan ve geçen yok. Dünya yüzünde bir tek bizim adamlar bir türlü boşanamıyorlar. Neden? Çünkü, biir….bu adamlar, sıkı bir harem kültürünün asil çocukları; alışkınlar anadan, atadan; erkektir yapar, erkektir sarar, erkekliğin şanındandır edebiyatının çocukları. İkiii…bu adamların karıları, yeryüzünde olup olabilecek en zeki kadın grubu. Erkek nedir sorusunu; her evde olması gereken demirbaştır, kredi kartıdır, erkek egemen dünya düzeninde yalancıktan evin başkanı, sanki hakimidir. [not 1: Akıllı kadın yani aklı başında kadın, bunu kabul etmez, çünkü aklı kadar gururu da gelişmiştir ve her gelişmiş canlı gibi kendine yararı yoktur] [not 2: Aptal kadın ise, düşünemediği için bilinçsizce olur verir bu gidişe] En zeki kadın, bu oyundaki adamının rolünü en başından bilir, onaylar ve yaşar…..hem de enine boyuna; adam sorun sorun diye kıvrana dursun, o keyfine bakar, çalar oynar; taaa ki adam sorunlardan veya sorun sandığı hoş kadınla karşılaşma sorununu çözememekten tükenip, stop edince ve sürünerek artık hakim olmak istemediğini söyleyince kadar….derken olanlar olur……o kırk yıllık dost, ona kocaman bir post olur…..derken posta sarınmış kocaman bir kobra olur. Kobra tıslar, pıslar adamı sindirmeye çalışır, oldu ya..adam sinmedi……o zaman, biraz sokarak zehirini akıtmak ister, bunu da, hem kendi hıncını almak hem de adamı etkisiz ve herkes için geçersiz hale getirmek amacıyla yapar. Ve yine istediği sonucu alamadıysa… O zaman bir dünya savaşı başlar…eşler cephe alırlar ve taarruza geçerler, adam istediği özgürlük için bir bedel ödemeyi kabul etse dahi, bu kadın tarafından hep az bulunur ve kadının bu talebi adam tarafından hep çok bulunur. Gerçekte adam o eve yazılmış bir demirbaştır, yeni bir hanenin demirbaşından sayılabilmesi için yıllar gereklidir, bu önemli bir sorundur….çünkü bu demirbaşa bağlı çocuk demirbaşların durumu söz konusudur; derken en önemli olay adamın kredi kartı olma özelliğidir ki!?! kadın her daim kadındır, kısıtlanmış karta gelemez, kısıtlama sevemez, hep çok, hep fazla harcamak ve kartının hep cebinde kalsını ister ki, bu da adamın don gömlek kalmasını gerektirir. Kadının talebi ancak böyle karşılanır, gönlü ancak böyle mutlu olur…..derken sıra iktidar savaşına gelir; kadın, adamın yılardır yalancı hakimliğine, mahsuscuktan sahipliğine boyun eğer ifadesini bir kalemde siler ve artık rakibi olan yıllanmış adamını yenebilmek için, eş, dost, itibar, toplum baskısı, çocuk ağlatısı, tehdit, hiddet, nefret, olmadı yalandan müteessirlik numaralarına kolayca uzanır ve eninde sonunda, az ya da çok, gücü, direnci, arsızlığı ve yüzsüzlüğü oranında bu savaşta başarılı olur ve kendince bir zafer kazanır. Siz siz olun, karınızla olan sorunlarınızı o hoş kadınla karşılaşmadan çözüverin gitsin…..mazallah kazara sizi bile götürebilir bu sorunlu gerçekler……
…… Önce, affedenler, affetmeyenler ve aracılar olarak üçe…. Sonra ara-lar, arabulucu, arakazıcı, aragötürücü ve aragömücü şeklinde dörde…. …daha sonra ise, kendi içlerinde cins ve cibilliyetlerine göre bilmem artık kaç bine ayrılırlar ki…kendileri tüm bu bölümler arasında en çok çalışan kesimdir……………… …….affedenler, figürandır…az da konuşsa çok da konuşsa önemli değildir, kimse için fark etmez, baştan bellidir, affedicidir, saftır, hassastır, iyi veya çok kötü bazen hesapçıdır, günün anlam ve önemine göre değişen değişkenliklerinin, evrakta memur misali, hiçbir getiri-götürüsü yoktur……. …….diğerleri yani affetmeyenler, assolistlerdir ki yapacakları önceden bellidir, bu grup hamuru gibi serttir, dürüsttür, doğrudur, eğilmez, bükülmez ya kırar ya kırılırlar…durumları güç, işleri hafif, replikleri azdır…….
…….aracılar….bunlar ağır işçidir…7/24 çalışırlar…bir ya da bin yıl sürsün devam ederler…tek istedikleri hedefledikleridir…….olayı alır, aldım diye mühürler, belki bir an duraksar ve hemen sonra işlerine kaldıkları yerden devam ederler……. …….arabulucular hep suçludur, ne yapsa yaranamaz sonunda pişman olur, bir daha aracı olmam derler……. …….arakazıcı da keza arabulucu havalarında, yardım etme çaba ve telaşı edasıyla, habire aradaki derin boşluğu daha da daha da kazarlar, nedenleri kendilerine göre değişiklik gösterir……. …….aragötürücü arabulucu pozlarında, o kargaşada ne bulsa cebine indirir, kimsenin haberi yokken götürür……. …….aragömücüler, öyle bir rol çalarlar ki, değil üvertür şarkıcıyı ağlatıp, işsiz bırakırım haaa! tavrı kaprisi…benim diyen assolisti bile korkutur….amanınnn!…bu ne yaaa!… dedirtirler…iki arada bir derede, kapasite ve doğuştan getirdiği yeteneği ile, her türden bir ikisini eler, hemen yerinde gömerler…….yaaa! işte böyle bizim insan….giller!
Benim size bir reçete yazmam lazım….hazımsızlık var sizde…..çok yakından muayene edemedim ama diyet yapmanız gerek kanımca…..abur cubura çok meyillisiniz….ne görürseniz ağzınıza atmak istiyorsunuz…..en azından yutmasanız bile çiğnemek, hiç olmazsa koklamak istiyorsunuz ki…… bu çok tehlikeli bir durum, çünkü bu şartlar altında, o özene bezene yaptığınız, bakmaya doyamadığınız, nefis taze ve sağlıklı yemeğinize bir türlü sıra gelemeyecek ya da gelene kadar yemek soğuyacak, tadı kaçacak…..yense bile anlamsız, yavan gelecek…..en iyisi, bir diyete girip, öyle her ikram edilene el atmamak, vitrindeki her şeye yanaşmamak, ne idüğü belirsiz ıvır zıvır şeyleri tamamen kesip, sizin için hazırlanmış benzersiz yemeğinizi yiyip, doydum… Allah’a şükür! deyip, sonrasında önünüze çıkacak ıvır zıvıra…. “ben tokum” diyerek mutlulukla gülümsemek ve harika yemeğinizin tadını çıkartıp, keyfini sürmek. Bu durum da, kahveler müessesenin ikramıdır…….afiyet olsun!
Bütün erkekler size ihanet eder. Nasıl derseniz? Sizi ilk çeken, cezbeden özelliğine bakın!…bakın bakın, şöyle dikkatlice……mesela kelebek gibi uçuşması mı?….o halde emin olun…..siz başınızı çevirdiğinizde, sevimli kelebeğinizin ilk yapacağı şey, çiçekten çiçeğe uçmak, belki konmak…..siz tekrar başınızı çevirdiğinizde ise, yine sizin için, size doğru uçmaktır. Başka bir örneğe bakalım, diyelim harika bir dinleme ve arkadaşlık özelliği var, siz ortadan yok olur olmaz, gelsin arkadaş gitsin arkadaş 1,2,3….5 siz tekrar sahneye çıkıncaya kadar. Ya da diyelim müthiş bir ikna kabiliyeti var, adeta kanınıza girdi ve sizi yolunuzdan döndürdü… aynı şeyi, karşılaştığı her güzelde deneyeceğinden, kuşkunuz olmasın….ta ki ikna ettikleri bir dizi inci gibi dizilip, dişe dokunur oluncaya ve siz binici kez ikna edilip, her zamanki yanı başındaki yerinizi alıncaya kadar…..eveeet..bu durumda ne yapıyoruz sevgili bayanlar, aldatış şekli en az acıtanı seçiyoruz. Yoksa, insanı kalpten götürür….maazallah!