Cevap çok basit!! BENCİL olmak!! Yapamam mı diyorsunuz?! Çalışın!….her gün biraz… Kopya çekin….bakın etrafınıza ne çok var, hatta en yakınınızda!? Bir süre içten hissederek olamasanız bile, mış gibi yapın…rutine bindirince, sürekli yapılan her davranış alışkanlığa dönüşür ya! Ayak diretin….en azından minimuma indirin…vefayı, hassasiyeti, inceliği, kibarlığı, sempati, empati, fedakarlığı….kısaca sizi insan yapan nitelikleri….mecbur indirin…indirin! Hemen başlayalım mı? En önemli tedbir…bencillikte ilk adım….bir diğer kişinin, planı, programı, ajandası sizi alıkoymasın, planınızı siz yapın ve uygulayın…. uyan uyar-uymayan bir tur bekler…. siz beklemeden yola çıkın….vakit tamam….rötar için ne zaman ne gerek var gerçekte…çünkü her şey yalan…tek doğru….BENCİL olan ZAMAN…… Haydi bakalım, kolay gelsin:))
Karanlıkta yürüyorum koşarcasına kaçarcasına, her şey üstüme üstüme geliyor, korkmuyorum, saklanmıyorum, hala hepsiyle savaşacak gücüm var…başım dik, inancım tam…yalnızım…beni en seven, en koruyan, kenarda, bir ağaç gölgesinde…yorgun…artık dinlenmek ister….ama en kıymetlisini bırakacak yer bulamadığından, kapanmaz gözleri yarı açık…..hadi, hadi der…..biraz daha gayret….geç git buradan….kaç kurtul karanlıktan…..gücün aklında, yalnız sen yardım edebilirsin kendine….koş git daha geç olmadan…..gözleri yaşlı…gözlerim yaşlı….bırakıyorum elini….aklım yarı kapalı gözlerinde, kalbim kalbinde….yürüyorum yine hızlı hızlı…her zamanki gibi acelem var….niye bilmiyorum….tek bildiğim zaman az…..yetişemeyeceğim….neye bilmiyorum…..eskisine göre yorulmuş, kırılmışım….aklımı başımı onurumu gururumu koruyorum…..yine yine kaderin ayağıma doladıklarına rağmen yürüyorum tek başıma…………….derken……. …….yol ayrımına geliyorum, hiç fark etmedim bu ayırdı…önceden…vardı da, ben mi görmedim….göremedim karanlıktan…….biri bildik tanıdık bir yol….çukurunu rampasını ezbere bildiğim, atacağım her adımı çok önceden ezberlediğim…. konforlu ama ıssız, sessiz bir yol, uzayıp giden…belli ki güvenli…belli ki korunaklı…..yapacağı sıkıntı, vereceği yorgunluk hesaplı kitaplı, diğer yol…var mı yok mu belirsiz….geldiğim karanlıktan daha koyu bir siyahlıkta kaybolmuş vari….girsem mi derken bile kalbim çarpmakta…..olanca gücü varlığıyla daha önce hiç atmamışcasına çoşkuyla……..korkuyorum…..hiç bilmediğim bu karanlık yoldan….ya kaybolursam, ya dönemezsem geriye istesem bile, ya aslında bu bir yol değil de…..bir aldatmacaysa…..ölürsem…..gururumu kaybetmekten bu yolda…….olur da daha önceden görmediğim bir tümseğe takılır da ayağım, kayıverirsem yol boyunca…..bir kuytuda, bir dalgınlıkta kaybedersem ya…onurumu, benliğimi, gerçeğimi de, bakakalırsam artık kendime yabancı olan benim dışımdaki hayata…. boş gözlerle ve sonlanan umutlarla…..hiç girmemeli belli ki bu yola…..ama bu yolda, şu çok uzaklarda pırıltısı ile gözümü alan…..ay mı acaba?…..bazen görünüp bazen yok olan….binbir soruyla beni yalnız bırakan, ışıltısı ile beni kandıran yoran yaralayan!…ay mı acaba?…….her gece varmış gibi görünüp parlayan, derken gecenin içinde kaybolup yokmuş gibi yapan….bekleyen, bekleten….yalancı ay mı yoksa!…yoksa….her şey bir oyun, bir şaka, bir eğlence mi aslında……belki de olmayan bir yolda, belki de aslında hiç olmamış bir ay için değer mi bunca değeri ateşe atmaya….. yürümek dururken belli başlı yolda…….ama….. ………şu ilerdeki…..belli belirsiz başlangıcı olan…neyin nesi…..yol mu acaba….aniden fark ettim…öyle bir anda…tam da arkamı dönüp gitmek üzereyken kendi yoluma…canım yandığından bu iki yolun ayırdında….nasıl güneşli aydınlık bir yol aslında…..belli belirsiz başlangıcına tezat, ne kadar düzgün bastığın yerler ve iki yanı ağaçlıklı yeşillerle…..yolda ne göreceğin, ne bulacağın ne kadar açık ve net….saklısı gizlisi yok belli….açık, aydınlık….ama bir yalnızlık var burada, sinmiş havasına suyuna; sanki her şey katlanmış, kaldırılmış gibi bir kenara, hasattan sonra…hiç hareket yok, heyacan yok kaldırımlarında……mutlu, barışık ve sakin yolda…..kalbim öyle çarpmıyor ne yapsam da…. mutluluk…saadet diz boyu ama….dedim ya….burada her şey yolunda da, bir ben sanki yoruluyorum bir şeyler anlatmak adına …….bu yol da diğerleri gibi taş kesilmiş belli ki…tövbe dile gelmez….bu da öbürleri misali….kendin söyle kendin oyna….girmeyeceğim hiç bir yola….yol dile gelip konuşmadıkça…..boynunu büküp yaklaşmadıkça…gidiyorum ben çok uzaklara….dilsiz yollardansa…..benim dikine dikine, bir başıma gittiğim, yalnız çalıp söyleyip, bir benim dinlediğim, kendi çizdiğim yolum, yeter de artar kalan hayatıma….ta ki karşıma doğru düzgün bir yol çıkıncaya, beni yolumdan döndürüp, aklımı başımdan alıncaya kadar…..hoşça kalın hepiniz ardımda!…………. ………………..O da ne! …..uyuyakalmışım alacakaranlıkta!
Seçim yapabilmek için, ben seçtim diyebilmek için, seçenek gerekir. Olmayan şey seçilemez. Seçenekler, gerçekte ikiden çok değildir; çoğaltılmış hali, bu iki seçeneğin – uzatılmış – yorumlanmış – bazen süslenmiş – bazen lüzumsuzlaştırılmış – kalabalığından ibarettir. Gerçek seçenekler, olma hali, olmama hali olarak en sade şekilde özetlenebilir…hadi siz de bakın hayatınıza…bakın ve sevinin…iki seçeneği de var olan, şanslılardan mısınız?? Yoksa, ben gibi, habire, tek seçeneğin gölgesinde, bir ileri bir geri, çabalayan, zorlayan, diretenlerden misiniz? Bir sır daha, gerçekte…bakın dikkat!…genellikle değil!…hep iki seçenek vardır aslında; teke indiren sizsinizdir, hayatı kısıtlayan, kendini sınırlarını aşamayıp hapseden, özüne sadık kalma desturu ile, gerçek özünde var olan, her duruma adapte olabilme üstün yeteneğini yadsıyan, derken akışı bozup, olduğu yerde dolanıp duran….iyi bakın kendinize…çaresizliğinizin tek nedenidir, baktığınızda göreceğiniz ruh, akıl ve beden!
Eleyin! Kimi? Dostla düşmanı mı? Yoo… o bellidir zaten öyle apaçık ortada zahmete gerek yok siz, gerçek dost’la dost’a gizlenen gizli düşmanı ayırın… ne mi yapacaksınız? Eleyeceksiniz… zaman eleğinde, olaylar ölçeğinde, eleyin!
Şu adamlar biraz dönüp baksalar….. kendi paylarına…… kışın soğukta, en acınacak durumlarında, açken açıkken, sığındıkları toprak parçasına, yani yıllanmış kadınlarına…..ve biraz emek verseler, bir-az, bir verseler, en az üç beş, eldeki malzemeye göre, belki yedi, belli mi olur……ama yok neden uğraşsınlar evdekiyle……adından belli……evdeki…..yani cepteki, ne gider ne gelir, kovsan gitmez, yanında geçirilecek yıllar say say bitmez…..eee! serde de erkeklik var, ha bire göz komşu bahçede, olmadı ilerki tepelerde, o da olmazsa, tepenin gerisindeki kimsenin bilmediği yerlerde; artık kısmet ne ise, ithali var, yerlisi var, ekonomik olan var, masraflı olan var, seç seç beğen, tüm enerji-heyecan-merak bilinmeyene, hiçbir şey yok evdekine; nasılsa kaçmaz, akmaz kokmaz, demir direk, beklesin biraz daha, erkek sanır ki kaybı olmaz, ki aslında kaybı ne çoktur…..bire yediye kadar verebilen bir malzemeyi işlemez, hatta yalandan bile işliyor gözükmez; bırakır nadasa… aslında bir daha dönmemek vardır gizli aklında, çünkü aklının her kıvrımında, yasak bahçenin meyveleri dizilmiştir ileri geri, istemsiz, gayri ihtiyari… Hadi gençlikte anladık elin, belin, dilin kaydı….bir iki kere, adı cahillik olsun o seferlerde! Hep aynı cahillikte ısrar niye……niye suyunu çıkarmak gerek her şeyin böyle….. Neden gözün hala ham meyvelerde, ah bir atabilsem ağzıma diye… yutamasamda… çiğnesem şöyle gönlümce, kimse görmeden, bilmeden istediğimce…. İnsan dönüpte bir bakmaz mı, bende onu çiğneyecek diş kaldı mı diye, yaşına bakmadan, bu olmamış veya hemen olmak üzere meyveler senin neyine, yarabbi şükür de, gel bahçene, tabii kaldıysa senin var sandığın!…toprağım saydığın! yer?!….eski yerinde, eski şeklinde?!?….hayat, nereden nereye…..
Ben, Bir zaman önce…. Söz veripte gelmeyenlerden, gelipte durmayanlardan, giderken utanmadan elden ne gelir diyenlerden…..kaçıp kurtulmuş; Derken…. Gelecekmiş gibi yapıp gelemeyenlerden, uzaktan öyle bakıp bakıp el etmeyenlerden, hiç değilse bir ses, hadi olmadı……bari bir nefes bile vermeyenlerden…..sıtkımı sıyırmış; Ve nihayetinde… Gelip duran, özü de sözü de doğru diye buyur edilen, ne beklediğini bilmeden bekleyen, bekleten……bazen hep gelmek istemişte gelmiş gibi, bazen gelmiş ama gidiciymiş gibi naz yapan, hep bir gün çok, bir gün yok olan ve bunu da inkara bayılanlardan….. ……….bıkıp usanmışım!
Bazen, arabada tek olduğumu bile bile ellerimi çekiyorum direksiyondan…..istemsizce…sırf canım istemiyor diye…..anlamsızca-nedensizce-aptalca…yorgun gibi, kırgın gibi, vurgun gibi… bence… istemiyor aslında… ne yol almayı ne bir yere ulaşmayı…. tek bildiği hep söylediği….”canım istemiyor gayri gönlüm bulandığından beri”….
Bir eylül sabahı, ortak kararımızla ve isteğimizle…..bir sırada yan yana oturarak ayrıldık…..hakimi görmedik bile….tahta sırada, yirmi yıl önce okul sırasındaymış gibi, havadan sudan konuşurken, avukat işlemler tamam dedi, birbirimize bakmadan kalktık……..onca yıl hiç yaşanmamış gibi…. hoşçakal görüşürüz dedik…..niye görüşeceğimizi bilmeden…..öylesine….dil alışkanlığı…..belki hala ortak olduğumuz tek çocuğumuzun varlığı söyletti….öylesine, düşünmeden, ağzımızdan çıkıp, adliye koridorlarını dolaşıp, merdivenlerden çıkışa gitti, bitmişti. Temiz, kesin, emin, kararlı yapılan tüm şeyler gibi….bir kerede, keskince…..ve derince… O eylül sabahı sonrası, başka bir dünyaya açtım gözlerimi, kendi isteğimle, beni olduğum yere sabitleyen ve hiçbir anlamda gelişmeme izin vermeyen her türlü şeyden, söz-etiket-mal-mülk emek-sevgi-az da olsa mutluluk-saygı-dostluk-değerler-yargılar-kaygılar ve hatta kendimden ~tekrar eski özüme ve derken onun beni götüreceği özgürlüğe giden yola çıkabilmek için~ o güne kadar sahip olduğum her şeyden vazgeçtim….