….özgürlüğü sırtlayacak kadar…..cesur musunuz? Özgürlüğün büyük bir bölümü yalnızlıktır; istenmeyen, ihtiyaçtan fazla yalnızlık…alışıncaya kadar, hep yanınızda taşıyacağınız düşünüldüğünde, oldukça da ağırdır… Onca bedel karşılığında alınan “ÖZGÜRLÜK” için….değer mi? O kadar “CESUR” musunuz?
Tüm güçle karşı çıkmak…..aşk için evlenenlerin ve akıllı (ancak çok değil) ve gururlu olanların seçeneğidir. Olan bitene, ufukta görünen aşk mı, bir anlık seviş mi, şehvet kalıntısı mı?….artık karşısına çıkan her neyse, itiraz etmek, isyan etmek, savaşmak ve zafer de kazanılsa, kazanılana sırtını dönmek,
Kabul etmek, edemediği halde, eder gibi davranmak, bildiği halde, bilmez görünmek ve beklemek; kaderin karşısına çıkarıp, yol arkadaşını çaldığı şey her neyse, bir anlıksa veya en fenasından aşksa, beklemek…..beklemek, bugün değilse yarın bitecek, geri gelecek, yine sevecek diye ümitlenmek, bu ümidi taşıyabilmek için her gün kendinden ödün vermek, bu olay başına geldikten sonra, her yıl, beş yıl yaşlanmak ve geri dönmemecesine değişmek, tanınmaz hale gelmek,
intikam almak, göze göz dişe diş…..ki bu hallerin en salakçasıdır; adam zaten gitmiş…..seninle ilgilenmiyor ki…..sen ister bir ister bin intikam al, umurunda olmaz, sen boş yere saçmalarsın!
Hiç umuruna takmamak, zaten para veya bir takım maddi çıkarlar için yapılan bir evliliği, Allahın belası! deyip, sürdürmek, günde bir kez yerine, üç kez alışverişe çıkmak, olmadı uzak bir diyara uçup rahatlamak ve unutmak! Sonra yine gelip biraz daha süt sağmak….eeee! inek beslemenin de kendine göre zorlukları var tabii….arada yemlemeyi de unutmamak gerekir, gerçi o, ithal ot veya en tazesinden besleniyordur ama olsun görev görevdir. Teklif var ısrar yok… Haydi kızlar çarşıya!….
…en güvendiğimiz insan adi, yalan, yalancı çıkacağına, ölseydi kendiliğinden….geride binlerce hatıra kalsaydı gerçekmiş sanılan… …aşk acısız olsaydı, böylesi acıtıp sızlatmasaydı, ya da acısız aşk olamıyorsa, aşk da olmasaydı… …gelecekte bir gün, dilediğimiz yerde, birbirinin olamayacaksa bakışlarımız, birbirimizi hiç görmeseydik ta en başından… …sevseydik sevebildiğimizce, sevemeyince vazgeçmeseydik, bir zamanlar çok sevdiğimizden, yerini verebilseydik, gönüldeki en kıymetli köşeden… …aşk bu kadar değersiz kalmasaydı…..yalancı sevdaların, anlık hazların, genetik zaafların yanında…..varlığından en azından gurur ve onur duysaydık, olmasa da özünde, özelinde, işimize yarar bir yan… …yaşlansaydık ama sevdamız genç kalsaydı, yüzümüzdeki çizgilere tezat, ilk günkü gibi, yeni ve diri tutabilseydik, en derinimizde, kalbimizde…
Üniversite yılları ne güzeldir……..herkes olduğu gibidir. Olmak istediği veya olacağı gibi değil de….neyse odur; bilgisi-bilgisizliği, görgüsü-göreneği, hepsi tepeden tırnağa öz-be-öz kendidir; henüz şahsına, ailesine, bildiklerine yabancı bir ek katılmamış; hiçbir şeyle harmanlanmamış haldedir ve biriciktir; öylesine saf ve öylesine benzersiz, eşsiz…Derken yavaş yavaş büyür ve hayat yolundaki her adımda farklılaşır, büyümek adına, güçlenmek adına dönüşür……başka kalıplarda, farklı eklentilerle başkalaşır ve derken kendine yabancılaşır……ve en nihayetinde, yeni kendi ile başbaşa kalır insan….istese de istemese de….
“İNSAN NE ZAMAN AFFEDER” diye yazmıştım…yazım yanlış olmuş ya başlık değişmeli ya içerik…insan affetmez…hiçbir zaman unutmaz çünkü….öfkesi soğurken, yorgunluktan, kızgınlıktan, kendine acımaktan bezmiş beden-ruh-kalp ve akıp giden zaman artık mecburen başka bir sayfaya geçtiklerini haykırırken….vazgeçer……ancak vazgeçtiği intikamdır…..ateşini söndürür, baltalarını gömer ve doğrulur….ne için mi….ne kadarı kaldıysa kendinden, onunla yürüyüp gidebilmek için….geleceğe…..kendinden vazgeçemediği için affedemez ya da kelimelerle oynarsak biraz- kendinden tamamen vazgeçmedikçe affedemez!
Yine ben, yine soda ve yanımızda yine yalnızlık…..Sevgililer gününden sonra, artık bayramları da sevmiyorum. ön-arka-sağ-sol, her yer aile-çoluk-çocuk dolu…. Ben hep mi böyleydim? Hep böyleysem….nasıl yirmi yıl, ben de herkesin oynadığı bu oyunun içinde mutlu-mutlu payıma düşeni kotardım; rolümü benimsedim, sonra özümsedim, derken tamamen ezberledim ve ezber değil de benim orijinal bir parçam diye kabullendim. Yoksa!?….sonradan mı böyle oldum?! Onca yıl, sırtımda onca yükle, yolumda giderken, yediğim kamçı darbesi ile, irkildim, kendime geldim, sonra kendimi buldum ve derken her şeyi sırtımdan atıp doğruldum. Bilmek imkansız! Acaba neydim? Ne oldum? Hatırlamam da….artık manasız. Belli ki geç bilinçlenen bünye, ruhun, bedenin ve nefsin farkındalığı ve buna bağlı geçmişten gelen karşılanmayan ihtiyaçların serzenişinin birleşmesi, beni sarstı ve benden içerdeki gerçek benim, yıllardır tutsak edildiği, ayıp-günah-yasak-aile-örf-adet-saygı seçiminin sonuçlarının, ne olursa olsun, sonuna kadar kabul edilmesi zorunluluğu, bir ikinci seçeneğin olması mümkün değilmiş gibi kabullenilmesi ve derken çiftken, tek kişinin yersiz, gereğinden fazla çabalarının dahi değiştirmeye yetmediği hazin son, çöküş sahnesini getirdi. Sonra yeniden doğma isteği. Bir türlü doğamama, korku, kararsızlık, telaş, acemilik ve çok uzun süren sancılı bir süreç. Nihayetinde doğum. Hiç kimseye benzemeyen, nereden geldiği belli olmayan, bir garip ben! Kendime yabancı ben! Kendimi öğrenmeye çalışan ben! Eskisi ile kıyaslanmayacak kadar, katı, ürperten gücü ile, o harika vicdandan geldiğine bin şahit lazım, acımasız ben!….ağlayamayan
ben….ama hala var olan kalbiyle, hala…..insan ben!
Sanki hayatınız bir gecede çalınmış, bir başkasının-hiç bilmediğiniz hayatında-hiç tanımadığınız insanlarla kalakalmışsınızdır…..belli ki kaybolmuşsunuzdur…fazla seçeneğiniz yoktur…hatta tektir! Hayatta kalmayı başarmak ve ilk fırsatta kaçıp kurtulmak….kalan sağlar (sağ olsalar bile sağlam sayılabilirler mi?! şüpheli?!) BİZDENDİR❗
Sevgili büyür büyür büyür…..sevgisi geçer cismini……her yeri kapsar her şeyi kaplar karşındakini sarar sarmalar….kimi zaman boğar….lakin bir zaman sonra….bunu zaten önceden de, aynen böyle bildik gördük yaşadık yapar ki…..insanın canını sıkar….bu sevgi ne zaman oldu saygı babından?
…..nedir ki kavuşunca….gelir geçer…..bazen bir anda düşer, kimi zaman düşerken dil kayar…hem kırar hem üzerler…kalpten kalbe geçişi ise en gerçeği en güzel yolculuğu bence sözlerin….dilin kirine pasına belki yasına yada olmadık hırsına değmeden, bulanmayan bulaşmayan…. Bir de nasihat….tabii meraklısına! Gözler dökerken kalbin sessiz sözlerini…tadını çıkart doyunca….her zaman bulunmaz konuşan kalp, düşmez çoğu kez eline avucunda….
….olur insan…kadın veya erkek fark etmez…..ondan ona/ondan ona atlarken… elbette olmayan da gereksiz ısrar etmemek, elbette farklı seçenekleri denemek doğru ve sağlıklıdır ama… unutmayın her değişik seçenekte siz de değişirsiniz…nasıl mı?…..ya size ait bir şeyleri kaybederek ya da kaybettiklerinizi tekrar kazanarak… ne yazık ki, hep kayıp fazla olur!