Evlilik bir fiyaskodur…herkes bir yalana bağlanır aslında…..kendi kendini kandırmadır en basit
anlamda…
Herkes bir şey alır aklı sıra, en istediği, en özendiği, en beklediği şeyi bulmuştur kanısınca ve
kaçırmamak için, kaybetmemek için, insan oluşun en bedbaht edici özelliği olan sahiplenme
içgüdüsüyle evlenir; derken artık, el üzerinde, sosyal alan üzerinde, kağıt üzerinde, bu
dünyadaki sahipliğine soyunur artık “en”lerinin..sonra ne mi başlar, illa ki aldanırlar veya
aldatılırlar……..insan çeşidine göre ayrılır içerikler;
Çok dominantlar, asla ve asla aldandıklarını kabullenmezler, neyle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar,
onlarınki, tektir…böylesi yoktur ve insan tırnağı bile ayda bir milim uzarken onlarınki hep öyle,
hep aynı kalmıştır.
Havailer, durumun vahametini hemen kavrarlar, hatta daha yeni oluşum esnasında kavrarlar
ama girdik bu işe bir kere der, en kısa sürede sırra kadem basarlar.
Yavaaaş yavaaaş durumu idrak eden çok hassaslar, kararıp kururlar….vazgeçse olmaz, geçmese
duramaz, yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal misali durur beklerler…neyi mi…..kıymetin
kopup doğal yollardan ayrı düşmeyi, tabii ömürleri bunu görmeye yeterse.
Hızlı gören, bilen, idrak eden üstün zekalılar, artık olan olmuş, biten bitmiştir, durumu idare
etmek, kimseye bir şey belli etmemek ama içten içe bilenmek, kendine hobi bulmak, sosyal
olmak, arkadaş cemiyeti kurmak, kariyere durmak, resim müzik çocuk yapıp ortamı
olabildiğince doğal tutarak gittiği yere kadar giderler…..gitmeyince durur düşünür hareket
ederler.
Baştan beri her şeyden haberdar olan, ses etmeyen, dolayısıyla söz de edemeyen, bekleyen, hep
bekleyenler….belki geçer, belki biter, belki kurtuluruz gider diye içinden geçirenler, her lafı
inşallahla tamamlayıp bitirenler, dedikleri gibi oluverirse ne ala, olmadı ise…ne yapalım devam
edemedi, en mantıklısı böylesiydi der bitirirler, bitmezde mecburen ileriye taşınması gerekirse,
herkesin mutlu son diye adlandırdığı şeyi, habire geciktirirler, hep bir şeyleri beklerler,
ertelerler ertelerler, derken ya suyu çıkar iş cıvır, ya karşı taraf kendini asar, kurtulur
giderler…..olmadı, artık kanıksadıkları ve sabah diş fırçalamak gibi sıradan ve rutin hale gelen
işi devam ettirirler, “….işte böyle….” diye de hikayeyi süslerler!!
Durumlar insan çeşidi kadar çok şekildedir, yukarda anlatılanlar en belirgin tiplemelerdir, akla
geldikçe tip sayısı artırılabilirdir.










