15Eki

HEVES

Gün gelir, gözünüz birine kayar; sizi etkiler, aklınızı karıştırır; kendinizde gizli saklı, ne kadar
iyi, güzel şey varsa, hepsini uyarır, ayağa kaldırır. Kendinizi farklı, başka hissetmenize ön ayak
olur. Dillendirilmemiş duygularınız, tanımlanmamış durumlarınız ve zamanı gelipte, bir türlü
gerekli adlandırılma yapılamamış, bu kişiye bakarsınız. Ne kadar güzel ve özeldir! Her hali bir
başka, duruşu, bakışı farklıdır. Ve en önemlisi, gizemlidir. Ne kadar tanırsanız tanıyın, aradaki,
daha yeni tanışmış gibi, belli bir romans mesafesi, söylenmemiş sözler, öylesi bakarken,
derinleşen bakışlarınızla, o hep gizemlidir. Söyleyecek sözü varmışta susmuş, ya da sizin ilave
edeceğiniz, dilinizin altında kalmış, sözcüklere set konmuş gibi, hep merakta, hep
tetiktesinizdir, aslında. Bir sözünü, bir mimiğini kaçırmak istemezsiniz; sözlerini ezberlediğiniz
bile olur. Konuşması, benzetmesi, görüşü, gülüşü, sesinin tonu bile sizin için en güzel tattır.
Derken, hayat bu ya……bir şey olur, garip bir şey ve pandoranın kapağı açılır. Gizemli, özel
insan dile gelir, sizin için size söyledikleri, hayal bile edemeyeceğiniz kadar güzeldir. Ancak,
çoktur. Gereğinden, hayal edebileceğinizden, ihtiyacınız olandan ve beklentinizden. Önce,
birazını ceplerinize doldurmak istersiniz, aniden cebinizin olmadığını fark edersiniz, hepsini
toparlamak, biriktirip öyle bakmak, duruma göre karar vermek istersiniz. Gücünüz yetmez,
haliniz kalmaz……her şey etrafa saçılmış, her yer onunla doludur ve size yaşamak için boş alan
kalmamıştır. Ve en kötüsü, gizemliyken harika olan insan, hep aynı, hayran olduğunuz
özellikleriyle, tam karşınızda durup durmakta iken, siz artık bakmayan, görmeyen, dinlemeyen,
duymayan olmuşsunuzdur. Çünkü, vakitsiz ve yersiz açılan kapak, açık kalmış ve o çok özel
bulduğunuz şeyden, her yere bol bol saçılmış, ayaklarınızın altındadır artık. Ne yazık! Bütün
güzel şeyler gibi çabuk tükenmiştir.

29Eyl

ÇÖP(ten beslenen) ADAM

Çöpten beslenen adam, namı diğer her önüne gelene uçkur çözen adam şeklinde diye de
tanımlanabilir, Türkçe’mizde….yani bir adamın seçiciliğini, niteliğini, niceliğini ve akabinde
erkekliğini boşa harcadığı bir durum…..
“Alışmış kudurmuştan beterdir” derler, doğru, adam alışmış bir kere, çer çöp, ne olursa mideye
indirmeye, hatta çöpe gitmesine de gerek yok, lodosun toplayıp getirdiği gibi, zaman zaman
geliveren kadın cinsi ile ihtiyaç gidermeye, kapı arkası iş bitirmeye, tadı çok önemli değil,
varsın bugün de karnım böyle doysun, demeye öyle alışmış ki, restoran neresi, lodosun çöplüğü
neresi……….
İnsan olan insan, adam olan erkek, hele ki, belli bir yaşa gelmiş, toyluk dönemini atlatmış
(atlatabilenler sayılı tabii….) erkek, ne ihtiyaçtan satar, ne de alır. Ne zaman canı çeker, gönlü
diler, aklı vayyyyy der, ki zaten o zaman bu bir anlamda aşktır; bir de bakar bakalım bu aşkta,
bu kalp atışta tek mi, çift mi? O zaman kim tutar seni, sevgili beyefendi? Belli ki olmuşsun,
divane deli… Sen istiyorsan, gerçekten (önce geçici mi, kalıcı mı tahlil et! Yaş epeyce ileri, boşa
harcamamak gerekir kalan süreyi) önce bir elini yüzünü yıka, üstünü başını düzelt, önemli bir
yerdesin, restorana geldin, herkes buraya giremez. Hadi diyelim, parlak gülüşün, tatlı dilinle
kapıdan geçtin, şöyle bir otur, soluklan, uzun yoldan geldin, epeyce bir şey becerdin ve bir karar
ver, ne isteyeceğine, sonra kibarca belirt bakalım, dileğini……..eğer varsa istediğin, düzgünce
oturup beklersen, kısmetse, kim bilir belki de yersin iskenderi…. Ama tabii, çerle çöple
beslenen, çalı fasülyesine bile hayır diyemeyenlerdensen sen, acaba becerebilir misin ki,
iskenderi halletmeyi, bilebilir misin nereden başlayacağını, tereyağının, salçasının miktarını
ayarlayabilir misin ki, bunca yıl “fast food”un mayonez, ketçabına banan sen? Acaba ne
yaparsın? Tabağındaki, kişiye özel, sana hazırlanmış, ısmarladığın, gelsin diye beklediğin,
biricik (benzersiz, tek ve özel oluşu itibariyle) yemeğin bittiğinde, mutlulukla gülümser,
Yarabbi şükür! mü dersin? Yoksa, sonuçta hepsi karın doyuruyor, bu kadar zahmete ne gerek
var, değer mi? deyipte kalkıp gider misin? Tatlıyı, kahveyi umursamayıp ……kim bilir ne
yaparsın sen! Bilmiyorsan, ya da o yaşa kadar öğrenemediysen, kaliteli ve seçici beslenmeyi
sen….karnın asla doymaz da, gözünün, gönlünün, doyacağı tek yer, olsa olsa, en çok, kalitesi
paranla orantılı, açık büfe olacak belli……yoksa bekleyeceksin çaresiz yine lodosun
getireceklerini…..artık şansına ne çıkarsa……..

25Eyl

ÇAY SAATİ EĞLENCESİ

Saat 17:00, vakit çay saati ve gelsin eğlence….nasıl mı? Tabii ki, sosyal ortam çıtırı, olmadı
kıtırı, en kötü ihtimalle mecburen oluru olan, katırı ile bakışalım, mümkünse konuşalım, değilse
bir bilene danışalım, derken kaynaşalım, olursa kaynayalım, olmazsa kaytaralım, gerekirse
tavlayalım, gerekmezse zahmet etmeyelim, eve paket yaptıralım da….koca tabak….aç göz,
kulak, karın, bir çeşit olmaz, tek yönlü beslenmek de erkek adama yakışmaz…..işin aslı, ne
tabak, ne de bünye, bir tek parça ile dolmuyor, o da ne gelirse önüne, bazen neredeyse burnunun
dibine, daha doğrusu, bazen olur da kibarlığına denk gelirse, bu seferde, ne ikram edilirse
kendisine, hayır demiyor, alıyor ve kanımca artık canı ne çekiyorsa, durum neye müsaitse veya
vakit zaman neyi tatmaya uygunsa ya bir ısırık alıyor ya yaklaşıp kokluyor ya bir lokmada
yutuyor ya da dokunur mu acaba, daha önce hiç denemediğim bir çeşit, diye öyle uzaktan
bakıyor…..eeee nasılsa karnı da tok, aç değil ki, onunkisi atıştırmak, hem eğlenmek, hem vakit
geçirmek, çay saati kurabiyeleri (çıtır, kıtır, katır; imal tarihi itibariyle yutulabilirlik ve tazelik
özelliği azalan şekilde sıralanmıştır) de işin tuzu biberi…..

20Eyl

AÇ KAPA/SEV SEVME

Bazı adamlar aşkı veya kadını düğme gibi görüyorlar, bu kesin! Sev sevme, sev sevme diye
düğmeye istedikleri gibi basıp duruyorlar. Canları, ne zaman, hangisini dilerse… Hiç akıllarına
gelmiyor mu, acaba?…aç kapa, aç kapa, düğme yalama olur mu? Bozulup, kırılır dökülür mü?
Ya da Allah muhafaza, kısa devre yapar, ortalığı yakıp yıkar mı? Hiç akıllarına gelmiyor olacak
ki, habire elleri düğmede, tabii ellerini çekmek de istemiyorlar, onlara göre az da olsa! Ellerinin
altındaki düğmeyi kaybetme ihtimaline karşılık, el hep orada; ama heves her zaman aynı değil;
neden derseniz… yoruluyorlar; aç kapa, aç kapa, eee hep açsalar sıkılıyorlar, hep kapasalar,
yalnız kalıyorlar; sonuçta uygun bir düğme bulmakta, her zaman kolay olmuyor. Şans işte!
Kimine altın, gümüş, kimine kaplama, garibim, kiminin ki, en ucuz metalden ama sonuçta hepsi
açıyor, hepsi kapıyorlar. Kadınlar bu kadar aşık, bu kadar tutkun ve duygularını bu kadar açık
belirtikleri sürece, bu adamların elini çekeceği yok düğmeden; aç…kapa….sev…..sevme!

17Eyl

ESKİ EŞ TAROTU

Kim mi bakıyor? Elbette ben! Ama bu tarotta kartlar kapalı değil. Hepsi açık; ve siz isteseniz
de istemeseniz de, eliniz sizi anlatan karta gidecek. Bu fala bakabilmek için, tek bir şart var,
en az bir kez boşanmış olmak gerek – kadın erkek fark etmez-. Gelelim kartlara ve anlamlarına;
ilk kart, öfke kartı; dikkat! öfke en tehlikeli kartlardan biridir, akabinde ya size ya eski eşe illaki
bir zarar verir. Her ikiniz de, kazasız belasız olayı atlatsanız bile, varsa, çocuk hasar görür.
İkinci kart, kızgınlık kartı; en isabetli kart, olması gereken de budur, kızgınlık zaman içinde
geçer ve o zaman, Allah bilir ne olur? Muhtemelen, onca yıl ne ekilmişse yine o bitecektir, biçip
biçmemekte artık gönlünüzün bileceği bir iştir. Üçüncüsü, kırgınlık, küskünlük kartı; olabilecek
en saçma karttır. Çünkü, tavşan dağa küsmüş ve dağın, çok da haberi varken, umurunda bile
değildir; geçmiş olsun der, biran önce iyileşmenizi dileriz. Dört, nefret kartı; en ilginç karttır,
aynı zamanda en güçlüsüdür. Muhtemelen, mazisinde bir ayağı/kökeni aşka dayanıyordur.
İlginçtir, çünkü sahip olduğu enerji yalnız güçlü değil, değişkendir de… Nitekim, bir süre sonra,
ya yerini tekrar aşka bırakır ya da geçen zamanın olanca şiddetiyle artar ve mutlak bir intikam
planlar ve de uygular. Hiç unutmaz. Hiç affetmez. Her gün, her gece yeniden bilenir. Beş,
şaşkınlık kartı; her şey öyle çabuk olup bitmiştir ki – anlaşmalı boşanma sağolsun – olay kamera
şakası gibidir, ancak aslında gerçektir; bir zamanlar, iki evet ve iki imza ile birlikte olan siz,
şimdi, iki vekalet, bir protokol ve iki imza ile artık ayrısınızdır. Belki, oturup biraz düşünmeniz
iyi gelir, akabinde jeton düşme komasına girmemek için, kim bilir?! Altıncı kart; akıl ve
bilgeliği simgeler ve düşündüm, taşındım, yeterince aşındım ve her şeyi çok iyi anladım, bana
müsade, sizi tutmayayım, size de iyi günler, anlamına gelir ki, bu haliyle en asil karttır, ancak
ne yazık ki, en az rağbet gören karttır. Yedinci, kaçak kartıdır; ben bilmem, ben yokum, bana
ne, neyse ne, amaaan sende, kim bilir, belki de, umurumda değil, hiç mi hiç derdim değil; ya
bir şeylerin ardına saklanıyorsunuz ya da korkarım birilerini saklıyorsunuzdur; dikkat edin!
Sakladığınız veya saklandığınız şey yalan çıkınca, sarsılmayın, çünkü gerçek olsalar ne
saklanırlar, ne saklarlar; bu anlamda en kaypak kartır aslında. Sekizinci ve son kart, gülen yüz;
en adi karttır kanımca, sanki çok iyi bir halt etmiş gibi, keyiflenme ile karışık beyinsizlik
kartıdır, sanki dağılan aile kendisinin değilmiş, sanki bir ihaleyi kazanmış, sanki koşup gitmek
istediği evindekinden çok farklıymış gibi! deli…… Umarım eski eş tarotunu sevmişsinizdir?

15Eyl

BAKICI

Şimdi, sevgili hemcinslerim, bakın aklınızı başınıza alın! Bu adamlar sevmez, yalnız ve yalnız
sevenler bizleriz; onlar ne mi yaparlar? Onlar bakarlar, bakarlar, bakarlar; sonra sıkılınca başka
birine bakarlar; bir+den çoka bakmaksa en sevdikleri, gülün alı var, sümbülün kokusu, kadife
çiçeğinin duruşu bir başka, zambak desen asil, mağrur, ne güzel, hoş geldin bahçevan rıdvan!
Neyse konuyu dağıtmayalım; örnek olarak evliliklere bakarsak, kadın sever, sevdikçe sevesi
gelirken, adamın baktıkça sıkılası gelir ve ister istemez, hatta istemsizce başını çevirir, bir de
ne görsün? Başka bir bakılacak kadın! Tabii, kadın, adam dönüp bakınca, tamam der, kendi
seviyor ya, o da beni seviyor der, sevinir durur. Ahh!…..Nereden bilsin zavallı kadıncağız, bu
adamların hepsi bakıcı, öyle uzaktan gözüküyorlar göz alıcı, yakıcı, bazen de, sanki sahiden
alıcı, aslında dedim ya bakıcı; sana bakacak, sonra gücü yeterse, ona bakacak, derken hala canı
varsa, bir diğerine bakacak ve maalesef, bu oyundaki kadın rolü hep üzülüp bekleyecek…
çünkü boşuna ümit edecek!… hani sevecekti diye!… boşu boşuna…..

11Eyl

VAZGEÇME ZAMANI

İnsan ne zaman vazgeçer? Canı yanınca….sancısı, sızısı, acısı dayanamayacak hale
gelince……en çok da, bu ızdırabın kaynağı, en sevdiği, kaybetmekten en korktuğu… belki
ruhunda, gözünde gönlünde, ya da aklında fikrinde, belki elinde sımsıkı tutup, saklayıp,
koruduğu, hiç usanmadan barındırıp beslediği, sakınıp büyüttüğü, en gözdesi, en sevdiği, en
bağlandığı her neyse……Gün gelir, uğruna onca güzellikten vazgeçilen, methiyeler düzülen,
onunla ilgili kötü hiç bir olgu akla fikre getirilmeyen şey, yakar, kanatır, parçalar. Artık
tutulamaz, bakılamaz ve hatta verdiği acıdan sevilemez hale geldiğinde, zaman durur; olay
biter. İnsan can acısıyla, ister istemez, vazgeçer. İşte, tam da bugün, şimdi, vazgeçme zamanı;
nelerden mi? Bütün zayıflıklarımızdan, tüm zaaflarımızdan, iyi olduğuna kanaat ettiğimiz, ısrar
ettiğimiz alışkanlıklarımızdan, sımsıkı yapışmış olduğumuz inandıklarımızdan, ölürcesine
bağlandıklarımızdan ve asla vazgeçmem dediklerimizden, vazgeçme zamanı…….neden mi?
Bizi beslemediği için, gerçek olmadığı için, zararlı olduğu için, bizi kandırdığı için, bizi
kendimize darılttığı için, bağlılıktan çok bağımlılık yarattığı için, bu bağımlılıkla bizi elinde
istediği gibi oynattığı için, eski olduğu için değil de eskidiği için, saplantı, takıntı, kuruntu,
kuşku ve öfkeyi dürtüklediği, hiçbir şey katmadığı gibi, bizi kaosa sürüklediği için…….bir an
bile düşünmeden, korkmadan, vazgeçme zamanı…… yerinin boş kalacağını bile bile, sonuna
kadar……..vazgeçmek……..zamanıdır!

10Eyl

BİR KALP KAÇ KEZ KIRILIR?

Bir kalp kaç kez mi kırılır? Milyonlarca kez, hatta milyarlarca kez ve hala daha akıllanmamışsa
sonsuz kez…..ta ki kalp kalplikten çıkıncaya…..kalbi anlamayan, dinlemeyen akıl bile acıdan
kendinden geçinceye kadar…..insan aynadaki kendi yansımasını fark ettiğinde, ürküp başına
gelenin kaçıncı kez geldiğini kabulleninceye kadar kırılır kırılır kırılır. Her seferin bir nedeni,
olmazsa olmaz, mutlak bir vazgeçilmezi vardır. Bir sefer aşk için, bir sefer geçmiş, diğerinde
gelecek, bazen yalnızlık korkusu, bazen birleşik olma alışkanlığı, derken affetme yalaması ve
kırılıp bozulup yola devam etme arsızlığı ve en son olarak kendin olmaktan vazgeçip, doğduğun
günden kırık kalpli olma varsayımının kabulleniş ve dolayısıyla orijinal kendinden vazgeçiş
gelir. Artık karşınızdakinin kalbinizi alıp kırmasına gerek yoktur; müjdeler olsun ki, kalbiniz
paramparça, un ufak olmuş, kalpsizden beter, zalimden hallice bir yaratık olmuşsunuzdur. Ve
ne yapsanız boştur; olan olmuştur.

5Eyl

İNANÇ

 

Geleceğim der beklersiniz, bazen hiçbir şey söylemez ama bilirsiniz, gelecektir. İnanırsınız
geleceğine, hiçbir şeye inanmadığınız kadar, ispatı mümkün olmayan pek çok inanç gibi,
öylesine kalptendir ki bilmeniz, öyle derinden, inceden………. gözünüzden, kulağınızdan çok
inanırsınız kalbinizin sesine, aklın lafı bile geçmez bu inanç sıralamasında…gelecektir,
beklersiniz…….beklersiniz, nedense o gün hiç gelmez, çok seven, çok sevilen, kalbinizin yemin
billah ettiği, o diğer kalp, bir türlü düşmez yanınıza yakınınıza; günler geçtikçe, umutlar
azalmaya yüz tuttukça, inancınızdan çalan, ondan beslenen bir keder peydah olur aniden, her
geçen gün, her geçen an, giderek büyür, güçlenir, her bir yana, göze, kulağa, en çok da, kalbe
türlü kuşku tohumları serper, gün gelsin, hasat zamanı toplansın diye; siz ise o kadar
çaresizsinizdir ki, öylesine bir büyülü tutulma içindesinizdir ki, ne karşı koyabilirsiniz kedere,
şöyle adamakıllı bir savunma ile, ne kabul edebilirsiniz, kaybolmuşluğunuzu, bir diğer kişinin
sevgisinde, gelecek beklentisinde….Zaman, hep olduğu gibi aleyhine işler aşkların, gün
geçtikçe güçlenen keder, yanına çağırdığı, şüphe, isyan, usanç, belki utançla beraber
durmaksızın çalışır, masum, sessiz, inançlı kalbinize karşı, her gün bin kez bağırır-her şey
yalan, hepsi düzmece bu inandıklarının, gerçekse her gün biraz daha azaldığın kendi gözünde
diye… Gün gelir, hasat zamanıdır belli ki, çoğu zamanda erken hasattır. Duramazsınız
olduğunuz yerde, bir telaş, bir öfke, bir hırs, geçmiş zamanın acısını çıkarma, inandığınız
kandırılmışlığınızın intikamı, gözünüzü bürüyüverir. Artık kaybedecek bir şeyiniz kalmamıştır,
çünkü zaten çok az kalan kendiniz de, bir meydan okuma savaşına girmiştir, zamana, sevdiğine,
belki de kendine bile…böylesine çok inandığı için birisine… Bu savaş bazen uzun bazen çok
kısa sürer, sonuçsa sizin gücünüze bağlı olarak belirlenir…güçlüyseniz siz kazanırsınız,
eskisinden farklı ama daha güçlü, daha tek doğrulursunuz olduğunuz yerde; zayıfsanız,
inandığınız aşkın peşisıra, keder, şüphe, çaresizlik, pişmanlık duygularının da takılmasıyla, hiç
durmadan sürünürsünüz, gelecek varsaydığınızın peşinde.

1Eyl

BABA…..BABA??!!

Hazır okulların açılma mevsimi gelmişken, etraf çoluk çocuk doluyken ve alışveriş için, okula
yazılmak için, hazırlık için, okulun ilk günü için, anne tek kahramanken…..söylemeden
geçmeyelim…..dedim.
Bu çocukların babaları nerede? Yok! Nüfusta kayıtlı olup olmadığını kastetmedim. Zaten,
kayıtlı olan ve baba olarak gözükenlerden bahsediyorum. Hani, çocuğun oluşumunda binbir
hevesle rol alıp, ilk aşamada, müthiş bir performans gösterip, sonrasında giderek azalanlardan,
bahsediyorum. Lütfen, herkes üstüne alınmasın, beş yıldızlı örnekler de yok değil, ama….
Başrolde çoğu zaman bir kadın, peşinde bir çocuk adım adım……iyi, güzel de erkek nerede? Bu
çocuk iki kişinin değil mi? Tek kişi yetseydi bir çocuğa, o zaman taa en başından, oluşum
aşaması da tek kişi ile halledilir, bu tip bir birliktelik ve devamında beraberlik gerekmezdi.
Çocuğun, bebek hali uyumaz, bakıcı anne; çocuk aç, yemek gerek, aşçı anne; hasta, hemşire
anne; veli toplantısı, ebeveyin anne; çocuk okulda başarısız, sorumlu anne; çocuk problemli,
yetersiz anne. Bu arada, baba nerede…… Hıım! İşi var! Ah! Elbette, çok önemli, adamın işi var,
annenin yok, varsa da, ne yapalım, uyumasın, onu da yapsın, insanlıktan çıksın ama görevlerini
tam yapsın, yaşamasın, çocuğuna yetecek kadar nefes alsın, yeter! Çok bile! Adamın işi gücü
var, çok çalışması lazım, para kazanacak, yükselecek, büyüyecek….büyüyecek, ki sonra herkes
yanında küçük, ufak tefek kalacak; o büyüklüğü ile hiçbir yere, hele kendi kabına, kalıbına,
hayatta bir daha sığamayacak. Kadın ufalacak, çökecek, bezecek, hayatın karmaşasında öyle
bir kaybolacak ki, sonrasında, kendine duracak bir yer bulamayacak. Ve çoğu zaman, seyirci
koltuğundaki baba, özellikle de kız çocuklarının ilk ve hep tercihleri olacak. Hayat bu! Düzen
böyle kurulmuş bir kere. Maşallah, yüzyıllardır da tıkır tıkır işliyor, biz kadınların sayesinde.

© Copyright 2026, Tüm Hakları Saklıdır.