31Ağu

GEÇMİŞ HAYAT BORCU

Yazsam mı? dedim…elim kağıda+kaleme gitmedi…sözler, sesler boğazımda
düğümlendi……….derken…….biri gelir sahneye, hiç habersiz, öyle, pat diye! Önce anlamazsınız,
sonra kim olabilir diye düşünürsünüz. Bu kişi belki bir araç-sizi alıp götürecek, bir elçi-bir
başka kişiye taşıyacak, alçı-sizi kopmak üzere olduğunuz hayata bağlayacak, belki bir asa, ata
veya bir abadır. Kimi zamansa aşk, arkadaş, akrandır, yanınıza, yakınıza….nereden çıkıp
geldiğini bilmediğiniz bu yabancı insana bakar kalırsınız. Bunca zaman nerede olduğuna, nasıl
olupta hiç görmediğinize şaşarsınız. Bu zaman sisteminde eş olmanız mümkün değildir;
nedenini ise bilmezsiniz ya da anlamazsınız. Günler geceler boyu düşünürsünüz; neden aynı
hayatta varolamadığınızı ya da olamayacağınızı. Madem olamayacaksınız, neden böyle şeyler
hissettiğinizi…..düşünürsünüz, taşınırsınız, epeyce de aşınırsınız bu arada…….ama sonuç
değişmez. O kişi öyle durur…gitmez. Camda, gece olunca kendini belli eden leke
gibi…silersiniz, günler aylarca… hah! tamam! şimdi oldu işte! derken…..ansızın bir gece
dolunay vakti, belki sabahladığınız geceden sonra günün ilk ışıklarında, çok üşürken ya da hep
yalnızken, ağlarken buğulanan camdaki kayboldu sandığınız leke, olanca azameti ile belirir.
Anlarsınız, sizin elinizde olan bir şey değildir. Hiçbir şey değildir, hiçbir şeyiniz değildir ama
nedense sahip olduğunuz her şeydir. Geçmiş hayat borcudur karşınızdaki insan. Nereye
koyacağınızı bilmediğiniz… saklayacak mısınız?… alıp başınıza taç mı yapacaksınız?…
kaçacak mısınız?… Anlayamazsınız! Hiç tanımadığınız insan, bir şekilde çok iyi bildiğiniz
biridir. Bir kelime bile etmeden, her duygusunu hissettiğiniz, geçmiş hayat kalıntısı. Başka
zaman sistemlerine göre halen var olan, sizin içinse, bir zamanlar, geçmiş evrenlerdeki
yaşanmış hayatlarda, bir olduğunuz, bağlandığınız ve çok yakın olduğunuz
insan……………..Şimdi ise, ister bir arada, ister ayrı olarak yaşanacak bu hayat için, iki kişinin
birlikte çalışması, gerçekte var olabilmek ve ayakta sağlam durabilmek adına……birlikte
çabalaması gerekir……..

8Ağu

KİLİTLİ KALPLER, MAHPUS AŞKLAR

Sistem illaki kitlenecektir; seven ve bekleyen ve uman ve dileyen ve seçildiğini düşünen her
kadın, adamın ağır aksak hareketleri, kararlı mı kararsız mı belirsiz tutumları, sevgisinin
büyüklüğünü görmezden gelmesi, her şeye zaman ayırıpta kendisine bir dakika bulamayışı,
herkesle bir kitap dolusu laf edip de, yanında onun için atan kalbe bir merhaba demeyen dilleri;
gün gelecek, aşkının büyüklüğü nedeniyle harika olan kadını kitleyecek ve adam ne derse desin,
ne ederse etsin, bu kilit açılmayacaktır. Bu tüm aşık kadınlar için aynıdır. Bu aşkın gücüdür.
Erkek tarafından küçümsenen veya etrafında her gün karşılaştığı, aşk imitasyonlu ilişkilerle bir
tutulan, gerçek aşk, bekletilmesinin intikamını, yavaş yavaş, kadının bekleyerek geçirdiği her
anı, derine işleyip, kuytuda biriktirerek, alır. Adamın hiçbir şey olmamış gibi, canının istediği
zamanda, kadının yanına gelmesinin, bir sev bir sevme demesinin sonucu oluşan, acıdan tadına
doyulmaz bir intikamdır. Yapacak bir şey yoktur. Kadın onca aşkla, hiç el sürülmemiş, hiç
dillenmemiş aşkı ile kitlenmiştir. Ve o adamın artık o kadında hükmü bitmiştir. Adam ister
kabul etsin, ister tepinsin, peşinden koşsun, önünde eğilsin kalksın; hiçbir şey değişmez; süre
dolmuş, büyü yok olmuştur. Bu sisteme kadının kendisi bile müdahale edemez, kadın istese
bile geri dönemez. Aşk, adamın ahmaklığı, kadının saflığı yüzünden ölmüştür. Gerçekte aşk
öldürülmüştür…
Sevgili beyler……Şimdi kadınların bazıları bana kızacaklar ama size bir sır vereyim de…çok
üzülmeyin. Sistem kitlenmesine kitlendi de, kilidin tek, orijinal anahtarı bir yerlerde. Belki çok
derinlerde gizli, belki hiç ummadığınız bir yerde, belki ulaşamayacağınız, uzanamayacağınız
uzaklıkta, belki çalındı! Sizin haberiniz yokken veya bir başkası sizden yaman çıktı, aklını
kullandı ya da ne bileyim şans yardım etti, anahtarı buluverdi. Evet, sistem tekrar açılabilir,
eğer anahtarı bulunabilirse…. Bulunamazsa, hayat devam eder, kaldığı yerden; siz ister kilitli,
ister işler durumda olun, zaman tozu duman katar, illaki ilerler… Ancak sevgili bayanlar,
kusuruma bakmazsanız, benden size naçizane bir cümle; lütfen çilingir adamlardan uzak durun.
Elinde, gelmiş geçmiş binlerce anahtarla dolaşan, bunu bir iş, bir görev kabul eden.. O, bu, şu,
fark etmeden, tüm kilitli sistemleri açan, sonra da ardına bakmadan gidip sizi kapının önünde
şaşkın bırakan, çilingirlerden uzak durun! O, size ulaşmak için hiçbir emek vermemiş, hiçbir
güç sarf etmemiş, sadece geçmiş tecrübelerini ve belki becerilerini kullanarak, günü kurtarmış,
başka bir şeyle ilgilenmemiştir. Bu adamlar, özünüzden çalar, bir bakmışsınız, hiç
kalmamışsınız; ne bir iz, ne bir damlasınızdır, siz artık kendi ruhunuzda.

31Tem

GEÇ(MİŞ)(DE) OLS(A)(UN), BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN !!!

  1. THY nın, bayrama özel uçuşu ile, her altı koltuğa bir bebek düşen ve her nasılsa
    zaten daim rötarlı kalkan uçağın bebeklerinin, kalkması gereken saatte
    başlayan bağırışları, arada birinin solist olup, solo çığlıklar atışı ve bir çoğununsa kanon
    şeklinde, paslaşarak, biri sussa öbürünün devam ettiği, ya da beşi haykırırken altıncı ve
    yedincinin devreye girişinin, dayanılmaz hazzı ve iyi ki bayramda tatil yapmıştım şükrü!
  2. 20 küsür yaşındaki oğulları güneşe çıkınca, – Dur çocuğum! Öyle güzel yanamazsın! diyerek,
    elinde kremle oğlunun üstüne atlayan anneler…sürebilmeyi başaramayınca, durmadan oranın,
    buranın resmini çeken eşe sarıp, arızaya geçmeler- Nereyi çekiyorsun? Beni mi çektin? Neden
    haber vermeden çektin? Saçımı taramamıştım!!! Boşa gitti, silinecek işte!!!-gibi cümleleri,
    defalarca tekrar etme, adam alışkın olduğu için, etkilenmese de, yan masadakilerin kendinden
    geçmesi…
  3. Akşam yemeğinde, restoranda, – insan kendi evinin bahçesinde yemek yerken bile, ses
    tonuna, lafına sözüne, konu komşuyu rahatsız eder miyim diye bir durup düşünürken-dip dibe
    masalarda, çevresinde en az yirmi kişi varken, çocuğuna yüksek sesle, garip şarkılar söyleyen
    ve bir türlü şarkıyı noktalayamayan harika babalar ve bu babalar eşliğinde lokmalarınızın
    boğazınıza dizilmesi…..
  4. Yaz akşamı, lobi terası, hoş bir ambiyans, biraz fazla ses, ee tabii, sonuçta yurdum insanının
    bayramı…kutlayacak, halleşecek, dertleşecek…. Ne yapalım, bayram……peki! Peki de, neden
    yan masaldaki şu kadın herkesten rol çalıyor, giderek artan ses yüksekliğinden başka, insanda
    dersteymiş etkisi yaratan, konuşmasındaki o öğretmen edalı vurgular ve konuyu yetiştirme
    çabasındaki öğretmenin hiç susmadan, hep konuşması hali neden?
  5. Çaresiz lobiye geçiyoruz… Hadiiiii! Bu nasıl lobi?!? Bebek arabaları, yüksek sesle telefon
    bayramlaşmaları ve bu dekorda, sahnede çılgın latin müziği…..eveeeeet! Canlı müzik! Ve
    adamlar gerçekten iyi! Canlı ve latin kökenliler!!! Gel gör ki, ortam namüsait!
  6. Neyse orkestra gitti. Belki de, odalarında ağlıyorlar, en azından zenci bayan solistin ağladığı
    kesin….kadıncağız o güzelim sesine mi yansın, herkesin teninin rengini bir nebze olsun
    yakalayabilmek için sabahtan akşama güneşin altında ızgara vari, bir ön taraf bir arka taraf,
    dönüp durduğu, harika fiziğinin boşa gidişine mi üzülsün….ağlamaklı kesin. Neyse biz daha
    iyiyiz şimdi, en azından alışkın olduğumuz çocuk vızıltıları, hoş beş ve bayramlaşma
    muhabbetleri derken, uykudan önce zaman geçirecek en iyi yerin lobi olduğunu düşünen ve
    oturdukları yerden etrafı seyre dalan sevgili çok çok büyüklerimizle…..
  7. Ve nihayetinde odadayız. Ne güzel bir yer burası, sessiz sakin, sıcaklık senin kontrolünde,
    gürültü senin kontrolünde…….mabet gibi bir yer yeminle ve bu duyduğum ayak sesleri,
    anlaşılıyor ki, yaş almış olmanın ayak sesleri….
  8. Bir süre sonra, hafiften bastıran uykunun dayanılmaz ağırlığı, ne güzel bir his bu dalış derken;
    uyku uyanıklık arasında, bilinçaltı mı, hayal mi, film midir, nedir? Bir erkek belirdi,
    bayramlaşacak bir ailesi olduğu halde-ki bu durum herkese nasip olamayabiliyor-koluna taktığı
    her neyse ile, hızını alamayıp, soluğu uzak diyarlarda alan-gerçekte, kolundakinin aileden
    uzaklaştırma pususuna düşen kahraman kılığındaki aslında korunası çoğu erkek gibi, bir
    erkek….yerimden fırladım, ohhh, neyse ki kabusmuş, bitmiş, gitmiş, her zamanki gibi yalnız
    ama huzurlu, uzandığım koltuktan doğrulurken, aynadaki siluetime gülümsedim. Ve şöyle
    dedim kendi kendime – Aferin sana, GÜL! Doğru bildiğin yolda, kendinle barışık, GERÇEK
    dostlarınla karışık, nice bayramlara……
26Tem

ASSSSSTRO!

Astroloji konusunda bir eğitimim yok. Ama müthiş bir ilgi ve merakım var. Bu sonsuz
değişkenli, her biri binbir bilinmeyeli denklemler oluşturup bizi sıkıştırıp, engelleyip,
dürtükleyen, gök cisimlerinin konumları ile başımıza gelecek, bence çoğu kez içsel olarak,
yaşayacaklarımızı dile getiren, astronomi gibi bir bilim dalı değil de, sümerlerden beri
biriktirilen gözlemlerle, gökyüzü hareketleri ile yeryüzü hareketleri arasındaki bağlantıyı
araştıran ve geçmişi süzerek bir bilme, ön görme ve yorumlama bilgisidir; astroloji. Büyük
öğretici=SATÜRN’ün döngüsünü biliyor musunuz? İnanır mısınız, bilmem!? Hepimizin
hayatında, 2012 Kasım ayı ile birlikte, bir şeyler gitmemeye, bir konu ile ilgili işler
yürümemeye ve saçma sapan neden, insan ve durumlarla devam eden, hayatımızdaki bu
yapışıklık hali, durma hali, iki yıl içinde kötü etkisini azaltarak da olsa, ne yazık ki, halen devam
etmekte. Bir türlü gelişme gösteremeyen bu olayda-ki bu her kişinin yıldız haritasına göre
değişik konuları işaret eder-enteresan olan şey, bu döngünün, 29 yıl önce de yaşanmış olması
ve aynı olaylar değilse bile, o zaman hissettiğimiz aynı duyguları bize yine yaşatması ve
neredeyse üç yılı aşkın bir zamana yaklaşan bu sürede, bir daha kolay kolay unutamayacağımız,
bir çok hayat dersini hala sürdürerek, bir de ezberleten, sevgili SATÜRN’ün Akrep burcundaki
misafirliği….. Bir süredir, duraklamada olan, SATÜRN, bu bölümdeki son dersini vermek
üzere, 21 Temmuz’da tekrar yol almaya başladı; bu tur tamamlanacak ve hayatımızın bir başka
bölümünde, çalışmalarına başlayacak. Bu süreç, yani son ders, Eylül’e kadar, benim gibi daha
şanslılar (kova burcunun ikinci dönemi doğumlular) içinse, yılbaşına kadar sürecek…..Sağol…
Sayende üç yılda on yıl yaşlandık, SATÜRN!….. Ne olurdu öğrenmeseydik?!…. Onlar da eksik
kalsaydı!……

7Tem

NEREDE KALMIŞTIK ?

Nerede kalmıştık? Hımmm!… Ben bir şeçim yapmak zorundaydım. Geçmişimle geleceğim
arasında bir seçim. Yok canım! Aşktan bahsetmiyorum. Geçmişim annemden bahsediyorum ve
geleceğim kızımdan…. Bugünüm yani kendim, yokum bu seçenekler arasında; kendime zaman,
yer ve imkan yok…onu kaldırdım belirsiz bir süreliğine ortalıktan….
Bu can, ancak iki kişiye yeteceği için ikisi arasında paylaştırdım enerjimi… Ne mi yaptım?
Bakımıyla bana bağlı olan annemi, eski silah arkadaşımı, en iyi dostumu, hiçbir şeyinden eksik
kalmasın diye korudum, kolladım, sevdim, sardım, baktım, baktırdım. Kendi gücü ile yeni bir
hayata adapte olması için yaktım, yıktım, insanları kırdım, paraladım… Kızım yani geleceğim,
hasta geçmişimle olamadı yan yana; gençliği bu durağan ve ağır tabloyu kabullenemedi,
benimseyemedi; toyluğu ağır bastı uyamadı hayatın yeni şekline. Onu, bu hayattan
soyutlamam, aynı yerde iki ayrı hayat kurmam gerekti. Ben, tüm zamanımı ve enerjimi, en dibe
vuruncaya kadar buna harcadım. Çünkü seçim yapamadım. Geçmişimi yok kabul edip, devam
edemedim yaşamaya….Aynı şekilde, daha nereye varacağı belli olmayan geleceğimi de,
bırakamadım desteksiz…. Ya düşer, kalırsa….ya yanlış yöne saparsa….kıyamadım hırçınlığı ile
maskelediği masum duruşuna….ben de kendimi harcadım….neyim varsa hayata dair elimde
tutup bırakmadığım….aşkım, sevgim, inancım, saflığım, inatçılığım, bitmek bilmez enerjim ve
yaşam sevgim….hepsini bozdurdum….geçip giden zamana…..pes etmeyen kaderin sonsuz
şantajlarına. Derken zaman çizelgesinde, en önemli olayları, hep aynı tarihlere denk gelen
geçmişim ve geleceğim, bir kez daha, en büyük bahise, en yüksek riskle girdiler. Ve oyun
başladı…bir öncekinden farksız…kızımın, üniversite sınavına gireceği günlerde, annemin bir
kez daha (ki önceki sınavda da aynı günlere denk gelmişti?!) ölüme giden yola girişi ve kızımın
sınavların son turuna girmesi…..son ana kadar ikisini de bırakmadım……ama son gün mecbur
kaldım, hayatın doğal akışını takip ettim, bir tuhaf kabullenmişlikle ve geçmişimi teslim ettim,
emin ellere. Sonra, benden, ben istediğim için var olan geleceğimin elini tuttum…..düşmeden
yürümesi için….. Nasıl mı başardım?? Tüm duygularımdan vazgeçtim. İnsan olduğumu
hissettiren ve beni değerli kılan, her duygudan…. bunu yaparken de, kattığı binbir değerle, beni
daha kırılgan ve duyarlı yapan, tüm güzel duygularımı soyundum…evet soyundum…..atmaya
kıyamadım….öylesine güzeldi ki her biri… Olur da, bir gün geri dönersem hayata, yeniden bir
ben, yeniden bir hayatım, yani günüm, bugünüm olursa……kim bilir belki….şu zorba kader elini
çekerse benden….belki giyerim yeniden…..o güne çok varsa…..eğer daha çok acı varsa çekmem
gereken…..iyice zayıflarsam kederden, elbise durmaz düşer hepten, taşıyacak halim kalmaz
derken…ya da dertler üst üste binipte kalınlaşırsa derim, benliğim her geçen gün, bu seferde,
soyunduğum naif duygular, o hassas ruh, olmaz da, dar gelir, sıkar, yakışmazsa temelden… O
zaman yeniden başlamak gerekir her şeye….yeni bir ruh ve bilinçle, eski bedende yeniden…..
Kim bilir neden…???

16Haz

! LYS !

Evet biz de LYS mahkumuyuz! Yok daha mağdur değiliz, umarım olmayız! 2014-LYS için,
824 bin 835 kişinin, ayrı yerlerde, aynı zamanda, aynı nedenden süregiden mahkumiyetinin
şartları ağır. Çoğu 17-18 yaş grubu gençler için, bir yıl boyunca, alışkın oldukları her şeyden
uzak, en azından mesafeli oldukları, bir nefis savaşı adeta…ki çözümde, ne kadar çok şeyden
vazgeçersen, o kadar başarı orantısının da geçerliliği olmadığını düşünürsek…vay halimize!
Gerçekte “başarı”, her birey için farklı bir “optimum karışım”da dır; Yani “başarı = istek
(vazgeçme+dahiletme+zorlama+dayanma+direnme+sabır+hayal+ödül)/(şans) (kader)”. On
sekiz yaş için oldukça uzun bir formül…. Bu satırları yazarken yaklaşık 825 bin kalp benzer
hisler ve aynı istekle atıyor. İstediği gibi bir hayata adım atabilmek için, bir şans! Şansınız bol,
hayalleriniz gerçek olsun!

15Haz

BABALAR GÜNÜ

Babalar Gününüz kutlu olsun, beyler!
Bu arada, özellikle kız babalarına, bir çift sözüm olacak. Yaşı kaç olursa olsun, yaşınız kaç
olursa olsun, bir dönüp bakın bakalım; yanınıza kızınızdan daha çok yakışan ve her daim
yakışacak bir başka dişi var mı? Duyduğu aşk, geçen her yılla beraber, giderek artacak, onca
yıllanmışlığınıza, onca yorgunluğunuza, yıpranmışlığınıza rağmen, size olan hayranlığı hiç
azalmayacak olan tek insana, kızınıza, bir dönüp bakın…..yanınızdaysa ne mutlu size!
Ardınızda ise, geç olmadan, dönüp elinizi uzatın, onun eli hep hazır olacak, sizinkini
tutmaya….hep elini ilk tuttuğunuzdaki sıcaklığı, hep ilk günkü tutkunluğu ile…….

26May

A.Ş.K

Bir tablo çizersiniz, o güne kadar ki, tüm hayatınız boyunca; küçük evler, mutlu mutsuz aileler,
kurallar, örf ve adetler, işler güçlerle dolu. Çizersiniz önce, birazını istediğiniz, birazını
başkalarının isteği doğrultusunda, boyarsınız. Derken, o gün gelir…ve aşk, ne çizdiğinize
bakmazsızın, kırmızı boyalı eliyle tuvalinizdeki her şeyi boyar. Artık ne siz, ne sizin
kurduğunuz dünyanızın rengi, şekli görünmektedir. Her şey aşkın eliyle silinmiş, bozulmuş,
değişmiştir. Şaşırırsınız önce, anlamazsınız, ne oldu birden diye! Hele ki tanımıyorsanız aşkı
önceden; bakar kalırsınız, kırmızı boyalı ele ve bıraktığı ize… Bazen beklersiniz, boya uçup
gider diye… Hatta bazen dua edersiniz. Kimse görmeden, şu boya kurusa, düşse…akıp kaybolsa
da kurtulsam…eskisi gibi olsam…yine eski ben olsam…. Eğer aşk, gerçek aşksa, bunların hepsi
boşa çabadır ve her şey için geç kalmışsınızdır, zaten bu işte erken davranmak ve önlem almak
gibi bir şeçenek yoktur. Siz seçilmiş, örnek gösterilecek, ender insanlardan birisinizdir artık…
Ne için mi?… Sonsuz acılar içinde, en derin mutluluk hazları tatmak, gece ve gündüz boyu azap
içinde, tek bir kişiyi düşünmek, özlemek, hayal etmek ve beklemek, yani artık yalnız o kişiyi
ve o kişiyle yaşamak için. Vazgeçmek mümkün değil, unutmak mümkün değil, hiç olmamış
farz etmek mümkün değildir. Belki de, hiç sizin olmayacak ama sizin kendinizi
varolduğunuzdan beri bir bütün hissettiğiniz ve bu yüzden, onsuz, kendinizi hep yarım
hissedeceğiniz insana duyduğunuz, her an artan özlem ve her daim kolunuzda bir hayalle dans
edip durursunuz. Günler geceye, geceler güne döner, derken gün aya, ay yıla bağlanır;
yaşlanırsınız ama sevdanız yaşlanmaz, o hep aynı yerde, aynı zamanda kalır. Sevdiğini bekler,
belki bugün belki yarın diye…. Hep aynı ümitle, ama boş yolu gözlemekten yorgun gözlerle……
İsteseniz de, artık geri dönüş imkansızdır. Ta ki zaman geçip, kırmızının rengi soluncaya,
kaybolmuş gibi (ki gerçekte, tamamen yok olması mümkün değildir!) oluncaya kadar, bu
ızdırap dolu bekleyiş sürer. Sonrasında ise, sizden geriye bir şeyler, elinizde kolunuzda güç,
gönlünüzde istek kalmışsa, başlarsınız tekrar çiziktirmeye….kırmızı elin bozduğu düzenin acısı,
yine olur mu? korkusu, içten içe, yine olsun! gizli arzusu ve geçmişin özlemi, her bir
hücrenizde….çizersiniz elinizden geldiğince….bu sefer daha az özenli ama daha dikkatlice…olur
da…..ya kırmızı boyalı el..!

13May

ONCA YIL GEÇTİ, NE DEĞİŞTİ ?Türkiye, Manisa, SOMA?

Şu an arkalarından rahmet dilemekten başka elimizden bir şey gelmeyen bizler, ne çok zaman
kaybettik, geç kaldık aslında; hiç sesimizi çıkartmadığımız için gerçek haksızlıklara…
Alın teri ile paranın nasıl kazanıldığı, kimin yaşamayı hak ettiği ve yaşamak için ödeyeceği her
bedeli, nasıl canından peşin sayıp verdiğini öğrenmek için, geç kaldık…bu kesin!
Neresinden dönülse kardır, diyebilenler için, iyi bir başlangıç; Emile Zola’nın Germinal’i….
Bugün yaslarını tuttuğumuz bu insanlar, nasıl yaşıyorlar, hangi şartlarda çalışıyorlar ve onca
yıldır, hiç değişmeyen ortak kaderleri, aslında kimin elinde, benzer hataların benzer aflarını, hiç
usanmadan, utanmadan, her defasında kimler yazıp, çiziyorlar acaba?…. Onlarla bir süre
yaşamak için okuyun, okurken bile yorulacaksınız, madencilerin zor, emekle dolu hayatlarını,
oturduğunuz yerden, paylaşırken.

© Copyright 2026, Tüm Hakları Saklıdır.