12May

bugün….ANNELER GÜNÜ

bugün aynaya baktım,
bir başka ben gördüm karşımda.
kaç yıl olmuştu anne olalı,
sayamadım öyle çabuk aktı zaman….
şimdiyse kızım tam on sekizinde,
hayatının en güzel yerinde.
aynada baktım gözlerime,
en derinine;
güzel bir kadını hatırlattı bana yine,
melek annemin bakışı, gülüşü,
sanki bende.
canım annem
teşekkür ederim sana,
dünya durdukça
varlığın en değerli armağan kızına
Bugün, siz de bakın annenizin gözlerine, en derinine, sevgiyle; sevin onu varıyla yoğuyla,
sevinin sonra şansınıza, çünkü meleğiniz yanınızda…..
Anneler Gününüz kutlu olsun. Sevgi ve saygılarımla……

9May

bugün….SPOR YAPIYORUZ

Hava güzel, gün hoş, neşemiz yerinde, olmasak da pür neşe! Ancaaak, az biraz, hadi biz bizeyiz,
işin doğrusu, eh biraz kilomuz var. Tabii kolay değil; kar, kış, hastalık, giy giy kat kat, ne güzel
de saklanmışlar kıyıda köşede. Sözün özü, yağlanmışız arkadaşlar. Gizlisi saklısı yok, en az 3
4 kilo. Verdik verdik, veremedik, sonra veririz yok! Neden, çünkü bu hain kilolar, özellikle de
gençlikten olgunluk dönemine geçerken, yavaşça ve hissettirmeden geliyorlar; derken illaki ilk
başlarda yakışıyorlar ve nihayetinde yapışıyorlar. Yani bir daha gitmemek için yemin etmiş
gibi, artık hangi bölgedelerse, topluca eylemsizlik kararı alıp, işte bizi böyle, sürüm sürüm
süründürüyorlar, o salon senin, bu salon benim, evde koşu bandı, parkta yürüyüş parkuru diye
dolaştırıyorlar.
Şaka bir yana, kilo almamak yani kilomuzu korumak önemli. Kış aylarında 1-2 kilo almamız
savunma sistemimiz için olmazsa olmaz bir gereklilik. Ancak bundan fazlası, havaların
ısınmasıyla, artan aktivitemiz ve daha çok meyve sebze ağırlıklı beslenmemizle, maalesef
verilemiyor.
Kilo olayını hallettik diyelim, bir şekilde; bir de gençlik meselesi var sırada, ya da nasıl desek,
her daim canlı ve parlak görünmek, hissetmek diye ifade etmek daha iyi belki de. İşte bunun
için gerekli spor yapmak gerçekte. Yapılabilirliği en yüksek, en kolay, en ucuz ve günlük
hayatın içinde çokça var olabilecek spor ise yürüyüş elbette. Sağlıklı olanı, açık havada, bol
oksijen, toprak, çiçek, böcekle yapılanı ama şartlar elverirse…. Vermezse, çok şey fark etmez
özünde emin olun, mümkünse her gün (tamam üç günde kabulümüz, hiç yoktan iyidir!) en az
yarım saat ancak mutlak mutluluk için, illaki bir saat gerekli… inanın bana! Ve bu yürüyüş
sırasında kulağınızda sevdiğiniz bir melodi ve bir tek de kendiniz olursanız (lütfen dost
sohbetlerinizi yürüyüş sonrasına saklayın mümkünse!) değmeyin keyfinize. Kendinize bir ay
süre tanıyın ve bir ayın sonunda, hem fikrinizin, hem cildinizin ışıldadığını görünce, lütfen
kulaklarımı çınlatın, içinizden sessizce…… Yürüyüşte görüşmek üzere!

6May

bugün….ARKA KOLTUKTAYIZ, HEP BERABER

Geçen Pazar, tipik bir ilkbahar günüydü. Hani şu, bulutlu ama ferah, güneşsiz ama parlak,
birbirine tezat bir dolu özelliğin bir arada bulunduğu günlerden. Her zamanki gibi, biraz
dolaşmak için dışarı çıktığımda, gözüme ilişti…. Bir araba, şoför koltuğunda baba, yan koltukta
hiç kimse, eş arkada, çocuğun yanında, sanki eşi oymuş gibi yapışmış çocuğuna, o nereye kadın
oraya, anne ya, varsa yoksa çocuğuna. Bu manzara, beni yıllar öncesine götürdü. Hepimizin
yaptığı aynı aslında, önce eş, çocuktan sonra ise, bir tek anne oluyoruz bu hayatta…..halbuki
bize verilen hayat bir tane. Seçtiğimiz adam sevdiğimizse, neden bu kadar çabuk vazgeçiyoruz
eşlikten de, bir hamlede oluyoruz hanımanne! Niye bu kadar şartlanmışlık? Bir çoğumuz, belli
ki anne kurbanı, isteyerek veya istemeyerek. Bize çizdikleri mutlak anne modeli, bilinçsiz bir
şekilde onlar gibi olma zorunluluk duygusu veya onlar gibi olamama korkusu; hormonların hiç
küçümsenmeyecek katkısını da eklersek bu karışıma, kadın mecbur bir yerde bu rol
değişikliğine…istese de istemese de…bütün sevgili hemcinslerime sesleniyorum şimdi…..
Gelin, bu kadar çabuk vazgeçmeyin ön koltuktan, eşinizin yanındaki yerinizden, bırakın
çocuğunuz arkada büyüsün, çocuk olarak, çocuk olduğunu bilerek, sizi birlikte görerek
büyüsün. Siz önce eş, sonra anne olun ama en çok kendiniz olun, kadın olun, ne yapmak, nasıl
olmak istiyorsanız, o olun! Unutmayın, telafisi olmayan tek şey, zaman!

14Nis

bugün….CANIM SIKKIN

Hava yağışlı, tipik bir ilkbahar, bir yağar bir açar, bütün duygular azar, içimiz bir şeyler yapmak
için dolar taşar….ancak yine de takılır kalırız elimizde olmayan şeylerin, ayağımıza dolanan
engeline…..
Dün, çok sevdiğim bir arkadaşım geldi. Dokunsam ağlayacak gibiydi….. Çaresiz dokundum;
derdi çoktu ve paylaşmak için beni seçmişti. Bir süre hıçkırıklarından başka bir şey duyulmadı,
ağladı bir şeyler anlattı, derken öfkeyle sayıp sövmeye başladı…. Derdi eşiydi, yıllarca birlikte
olduğu,
birbirlerine
ölünceye kadar beraber olacağız sözü verdikleri, aşkı,
kocası….bitmişti……ayrılmışlardı….adam, çoğu erkeğin gittiği yoldan gitmiş, giderken yolunu
kaybetmiş, başka yollara sapmış, saçmalamış, derken ayağı kayıp düşünce, bir eşi olduğunu
hatırlamış ama ne gariptir ki af dileyeceğine, öyle bakıp kalmış, kimbilir belki de bu sonu
dilemişti….her şey bitmişti…öyle düğmeye basmış gibi…..yarın boşanıyorlar….kararları kesin.
Arkadaşıma her iyi arkadaş gibi (aslında gerçek fikrim en kısa sürede bu karmaşadan kurtulması
olsa da) bir kez daha denemesinin mümkün olup olmadığını sordum. Ağlamaktan kızarmış şiş
gözlerini kocaman açarak, bana kızgınlık dolu bir bakış attı. “İmkansız, her geçen dakika sanki
ölüyorum” dedi. Gerçekten de dışardan bakıldığında bile fark ediliyordu, arkadaşımın ne kadar
acı çektiği. Biraz sakinleştikten sonra gitmek istedi ve kalktı. Daha sakin ama sanki, öfkesi
geçince, çok daha mutsuz, umutsuz ve en çok da dağılmış gibiydi. O gidince, kendi kendime
oturup düşündüm bir süre…..bir kadın onlarca yıllık evliliği bitince ne kaybederdi…kocasını
mı? Hayır, dışarıda sürüsüne bereket koca adayı vardı; amaç illa evli olmaksa eğer! Aşkını mı?
Adı aşk, aslı herkese göre farklı da olsa, ondan da hiç yadsınmayacak miktarda etrafta dans
ediyordu. Arkadaşım oldukça güzel bir kadındı, elini sallasa ellisi misali….. Peki neydi
kaybettiği? Bu kadar acı çekmesinin nedeni? Ne kaybetmişti? Dostunu! En iyi dostunu
kaybetmişti. En yakın dostunu… Tüm sırlarını paylaştığı, yıllar içinde birlikte büyüdüğü, en
gizli, en mahremini bilen tek kişiyi kaybetmişti. Dostunu, maalesef belki de ne kadar üzücü ki,
ölümle değil de ihanetle kaybetmişti. Bundan sonra, hem bu büyük kayıpla, hem de yıllardır
var bildiği dostunun da gerçekte belki de hiç olmadığı şüphesi ile yaşayacağı, önceden hiç
tasarlamadığı yeni bir hayatın içine itilmişti. Herkes bir başkasına değişilebilir kuşkusuz ama
sayısı çok az olan dostlarımız hayatımızın olmazsa olmazı, temel direğidir. Çünkü zaman içinde
emekle var olmuşlardır ve kaybettiğiniz bir dostun yerine birini koyabilmek, o nitelikte birini
bulabilseniz bile, bazen bir ömür sürer; ne yazık ki!

7Nis

bugün….PAZAR

Sevemedim gitti şu günü!…. Geç uyanmak ve istemezseniz organize hiçbir olayda yer almamak
lüksüne rağmen, dedim ya, sevemedim pazar gününü! Tuhaf bir gün. Bugün için en uygun
aktivite uzanmak ve/veya okumak ya da bıkıncaya kadar televizyon, DVD her ne ise canının
çektiğini seyretmek, bir diğer hoşluk ise aile yemek yeme faaliyetinde yer almak ki artık bu
brunch mı olur, kahve, çay, olmadı akşam yemeği silsilesi mi bilinmez! Lakin bunların hiçbiri,
pazar öğleden sonrasının, o hüzünlü havasını dağıtıp, zaman geçtikçe insanı kedere salan
pazartesi’nin gelişini unutturamaz, efkâr artar da artar, en sonunda sizi sıkı sıkı sarmalar, o
sevmediğiniz pazar bir anda gözünüzün bebeği olur çıkar pazartesi’nin dayanılmaz iticiliği
karşısında. İşin kötüsü, uzanıp herhangi bir faaliyette bulunmak istemeyenler yada yemek
yemek için uygun bir aileye sahip olmayanlar (hepsiyle yemek yenemeyebiliyor, sadece kahve
molası yetip artıyor) ne yapacak? 1. spor, maalesef spor salonlarında pazar öğleden sonra,
yalnız ve yapacak işi olmayanlar bulunuyor 2. gezinti, bence en güzeli 3. sinema, tiyatro vs…
Hepsinin oluru var ama akşamüstüne doğru hissedeceğiniz hep aynı …..müthiş bir yalnızlık,
kimbilir belki biraz da yanlışlık hissi ve hüzün, nedensiz bir kaybetmişlik hali….işte böyle bir
şey.
Boşverin gitsin hayata bir pazar daha… gelecek pazar kapıda nasılsa……
Nice pazarlara hep beraber…..
Sevgilerimle…..

12Mar

bugün….GÜNLERDEN NE?

Bilmiyorum, haberim yok!……. İlgilendirmiyor da!…. Neyse ne!….Geçen gün doğduk filan da,
bugün aynı gücü, şevki, arzuyu duyamıyoruz işte!… İnsanız sonuçta ve serde bir de kadın olmak
var…. Canlıların en hassas ve duyarlı olanı, bu karışıma bir de yeni doğmuş olmanın dayanılmaz
tecrübesizliğini de eklersek değmeyin kederimize……bir açan, bir kapayan hava da bu arada
bunalımımızın cabası… Sen kurtar Yarabbi! Şaka bir yana, insan kendisiyle yalnız kalınca,
bazen gecenin bir vakti, gözüne ışık kaçan tavşan misali yatakta, akşam vakti bir koltuğun
kenarında ya da bir şarkının satırlarında, nedense başına gelen en önemli, dahası önemlilerin
içinden de, en güncel olanı koşup tutuverir eteğinizden….. Maalesef! Belki de, ne güzel ki!
Olayların çoğu da uzaktan yakından, mutlaka aşkla ilintilidir. Aşk, yalnız karşı cinse
duyduğumuz yoğun sevgi, ilgi, özlem yada onunla olma isteği değil, çocuğumuz, evimiz,
kariyerimizdir kimi zaman. O, en sevdiğimizle olan bir an dahi olsa, defalarca tekrarlanır durur
hayalimizde, sanki yanımızdaymışcasına……
Bütün aşklar özel, bütün aşklar güzel ancak en yakıcı, yıkıcı ve tabii bazen de (nadir de olsa)
yapıcı karşı cinse duyduğumuz aşk….insanın varoluş nedeni olan aşk (hem insan aşktan, hem
de aşk insandan doğuyor)…bugün kendi kendime kalınca düşündüm de, kadınla erkeğin
farklılığı bir kez daha şaşırttı beni. Kadın, her yeni aşkla doğup, (ki doğmak zordur ve
sonrasında büyümek daha da zor) aşkın bitişiyle, ki bu bitiş bazen acılar içinde kıvranarak,
bazen bakımsızlıktan zaman içinde, bazen aradığını bulamamanın sıkıntısından, hiç fark
etmeden olur ve sahip olduğu canlardan bir can kaybeder, hem de her seferinde yani ölür ve
bir parçası yok olur; erkekse her yeni aşkta kadın gibi doğar ama bitmesiyle ölmez, ne mi olur?
Çoğalır, yani canına bir can eklenir ve erkek her yeni aşkla çoğalarak giderken, aynı olayda
kadın, her yeni aşkla biraz daha azalır.
Evet düzen böyle! O yüzden sevgili bayanlar, eğer mümkünse aşık olduğunuzda, kim için
azalacağınızı bir kez olsun düşünün! Kimi çoğaltacağınıza bir bakın! Bakın bakalım değecek
mi? Gerçekten karşıdakine o can feda mı? Değil mi?

9Şub

bugün….BENİM DOĞUM GÜNÜM

Gerçekten! Ama olmasaydı da, ben bu Şubat ayı ile, onca yıldan sonra, yeniden doğmaya karar
verdim…..vallahi!…oturdum, düşündüm, taşındım ve bir karar verdim; tam da doğru
bildiklerimin gerçekte yalan, yanlış bildiklerimin ise doğru olması ihtimalinin yarattığı bir garip
ruh hali içinde; öyle çok bocaladım ki, ayağım öyle çok kaydı ki, bu gidişi durdurmaya karar
verdim. Bir nevi bahar temizliği yani……biraz erken ama olsun ancak biter bunca yılın
birikimi….Beni benden çok benci-l yapan, beni benim içime saklayıp tutsak eden her şeyden
kurtulup, arınıp, daha az önyargılı ve daha az kuralları olan; doğruların yanlış, yanlışların doğru
olabileceği ihtimalini unutmadan, hayattaki hiçbir şeye değerinden fazla bel bağlamayan ve her
konuda daha azla yetinen, kendine yeten, yanına her gelen sevdiği insanla mutluluk hanesine
artı bir ekleyen, bir ben…..Gelin siz de katılın bana! Ne gün, ne zaman isterseniz, arının eski
kendinizden ve yeni kendinize, hep istediğiniz hayatı yaşamak için bir şans tanıyın. Yalnız
unutmayın, hayatta her şeyin bir bedeli vardır…….ederi bedelini geçmedikçe, verin gitsin
elinizdeki, avucunuzdakini, hayata bol kepçe, madem bir işe yaramıyor sizdeyken! Koyuverin
gitsin hayatın yoluna, oluruna….bu arada size küçük bir ipucu – artık tutar mısınız, duyunca
hepten salar mısınız, bilmem ama- maalesef bazen bu dediğim için, aylar hatta yıllar
gerekebiliyor…..gerçekten ne istediğinizi biliyorsanız, emin olun sonrasında attığınız her adım,
aldığınız her soluk, bir mutluluk, bir haz, bir hoş seda…..Keyifli günler diliyorum…..
Sevgilerimle…

19Oca

bugün….MERHABA

Geçmiş günlerde, mevsimin ilkbahar olması nedeniyle, bahar temizliği kapsamında,
hayatımızda yürümeyen, gülmeyen, bizi ilerletmeyen her ne varsa attık, sattık ve
kurtulabildiğimiz kadar kurtulmaya çabaladık istemediklerimizden… Sonra tüm yaz boyu en
azından dinlendik, ara verdik bir çok şeye, güçlendik ve işte şimdi geri dönüş zamanı… Mevsim
yine bahar, ama bu sefer son-bahar, son şans, son özleyişler, son bekleyişler, son direnmeler…
Şimdi karar zamanı! Bırakalım böyle mi gitsin, uğraşalım, telafisi olmayan zaman hızla
ilerlerken, biz inandığımız her şey için; ki bu şeyler özünde, yalan, yanlış, hayal de olsa;
hayatımızın belki de en güzel zamanlarını tüketelim mi? Bir umut, belki diye…. Karar sizin,
ama dikkat edin; sert fırtınalar gelmeden, tüm tabiat karlar altında kalıp, değişmek, değiştirmek,
eskisinden çok daha güç olmadan, harekete geçin. Karar verin, yönünüzü, yolunuzu belirleyin
ve oyalanmayın, kararlar uygulandıkları sürece geçerlidir, bekledikçe hem değerinden, hem
gücünden kaybeder. Askıda kalan şeyler arasında, insanı üzen ve sonradan ayağına takılan en
kötü şeydir, alınan ama bir türlü uygulanamayan kararlar. Ben yalnızca bir sesim, isterseniz size
ulaşacak, dilerseniz sizin iç sesinizle konuşacak……….ben hep buradayım….. Konumuzu ben
demleyeceğim, siz bardağınıza koyup içeceksiniz. Gönlüm sizin için her gün yeni bir demlik
koymaktan yana, her gün taze, her gün farklı…ancak gelin görün ki hayat kolay kolay
bırakmıyor insanın yakasını ve sağlığımızdan sonra sahip olduğumuz çok değerli ZAMAN bir
türlü yetmiyor bu dünya işlerine… Yeni yazılarda buluşmak üzere….. Sevgilerle…

© Copyright 2026, Tüm Hakları Saklıdır.